"Alevli bir köpük sadece dünya.."
Nasıl başlasam acaba diye tereddütte kalırken bu dizelerde takıldığımı farkettim.
Sanki bütün eseri içinde barındıran satırlar olmuş.
Duygularda, zamanda, insanda alevli bir köpük gibi dünya sahnesinde yanıp sönerken bu dizelerle seyircisi konumuna alıyor bizi bu eser bir aralık.
Geçişi de, izleyişi de insanın içini dolu dizgin koşturuyor:
"Alaca bir at koşar içimde
Zamansız, mekânsız nefese doğru.."
Geçicilik satırların altından capcanlı varlığını hissettiriyor.
Verdiği hissiyat hüzün içre salarken sanki teselli ediyor aynı zamanda.
"Biraz dinlen ve yürü, kabuğuna dön, uyan
İnandığın her vuslat bir ayrılık dağıdır
Toprağa bak, gülümse, müsterih ol ve dayan
Hayat, bir inkisarın mutlu karanlığıdır"
Hüznü hissettiren eserler baş tacım. Bunu teselliyle süslerse nasıl bir kıymete biner artık ölçemedim.
Benim için en çarpıcı yanı da bu sevgi selinde, dünya yangınında, hiç bir yere sığamayışta şikayetin, isyanın olmaması. Dupduru bir kabulleniş gördüm.
"Güneş bir defa doğar; akşam nedir bilmeyiz
Biz yorgun nefeslerin adamları değiliz
Kaypak serüvenlerin, küçük efsanelerin
Her ırmağı en derin yerinden bir defa geçeriz"