Sükûnetle Yaşayıp Coşkuyla Ölmek
9/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2024 13:15
“Dünya sana verecek ne dert, ne zevk bulabiliyor, dünyayı perişan ediyorsun.” İnsanlar vardır. Bir de başka insanlar vardır. Yazarlar vardır. Bir de ‘başkalarını’ yazanlar vardır. Bu başkalarını sokaklarda yürürken, lokantada yemek yerken, okulda öğretmenin sorusuna cevap verirken, bir bankta oturup denizi seyrederken ve hayatın daha nice muhtelif sahalarında görürüz. Ancak çoğunlukla kafamızı çevirip bakmayız bile. Çünkü onları da diğer insanlardan sanarız. İlk bakışta onların, başkalarından olduğunu anlamak güçtür. Bundandır ki, üzerinde durmayız. Sonra bir gün bir kitap açar, okumaya başlarız. Bu kitabın sayfaları bize o insanları verir. Bu defa dışarıdan bir gözle değil, kafalarının içinden bakarız onlara. Kitapların güzel bir yanı da bu değil midir zaten? Normalde tanıyamayacağımız bu başkalarıyla kısa bir süre de olsa yol arkadaşı oluruz. Onlarla yer içer, yatar kalkar, umutlanır ve hayal kırıklığına uğrar, hayatımızı tek bir elle çamura batırır ve tekrar geri çıkartırız. Şule Gürbüz de Coşkuyla Ölmek’te bu başkalarını veriyor bizlere. Biz de okuyor, onları anlamaya çalışıyor, ancak ne kadar anlayabiliyoruz? Şule Gürbüz bu kitabında dört ayrı öyküyle konuşuyor bizlerle. Bunlar Ruhuna Fatiha, Akılsız Adam, Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi ve Rüya İmiş. Dört öykü dediğime de bakmayın, özellikle ilk üç öykünün okura verdiği hissiyat, karakterlerin sancıları ve bu sancıların sebepleri oldukça benziyor birbirlerine. İlk hikâyede fazlasıyla huzursuz bir karakter buyur ediyor bizi. Aynı zamanda yalnız bir adam… Evi boyandığı esnada kendini dışarılara atıyor. Yalnızlık insanı nasıl düşünmeye sevk ederse, o da bir hayli düşünüyor. Düşündükçe kendine eziyet ediyor. Hep bir arayış içinde, insanlardan bir şeyler bekliyor. Belki biraz ilgi, alaka; belki biraz saygınlık… Bundandır ki, hem lokantada hem de evinde boyacılar tarafından kandırılıyor. Aslında karakterimiz, hikâyenin başından sonuna kadar girdiği mücadelelerde hep bir kaybediş ve aldanış hâli içinde. İnsanlardan bir şeyler beklemek hiç de hafif bir yük değildir. Karakterimiz, hikâyenin başından sonuna kadar bu yükü sırtlanıyor. Sonunda şunu fark ediyor: “Aldatılmada insandan umudunu kesmenin eşsiz huzuru vardı.” Bu farkındalık sayesinde belki de ilk defa huzur buluyor, az da olsa. İkinci ve üçüncü hikâyelerimiz ise birbirinin devamı niteliğinde. Bu hikâyelerde edebiyatın en nitelikli, en sürükleyici malzemelerinden biri var: baba-oğul çatışması. İlk öykü Refik İyisoy’u, yani babayı; ikincisi ise oğlu, namı diğer Sadullah Efendi’yi merkezine alıyor. Refik İyisoy, birçok Türk babasını temsil ediyor diyebiliriz. O, daha çocuğu dünyaya gelmeden onun hayat çizgisini tayin eden, onun üzerinden hayaller kuran, olmak isteyip olamadığı insanı, kendi kanından bir varlığın bedeninde görmek isteyen bir baba. İlk öyküdeki gibi bir arayış içinde olan baba, aradığını oğlunda bulamadıkça yine bazı sancılar duymaya, varoluşsal meseleleri sorgulamaya, bir derviş gibi düşüncelerini sunmaya başlıyor. Sadullah Efendi’ye gelecek olursak; o babasının isteklerini, önemsediği değerleri bir türlü benimseyemeyen bir karakter. Baba oğul arasında, Sadullah Efendi’nin kendisinin de ifade ettiği gibi aşılamayacak bir dağ var: “Babamın yaşına ben de geldim, gezdiği ülkeleri ben de gezdim ama onun gördüğünü ve baktığını ve o hep sözünü ettiği pas izini göremedim. Ve babamın bana bazen de uzay gemisini görmüş de kimseyi inandıramamış bir meczup gibi kendi gördüğü ile kendi sırlanmış hali bana muammalı bir tuhaflıktan öte gelemedi. Aramızdaki dağ da sanırım buydu.” Çocukluğunda kendisine dikte edilenlerden susarak kaçarken, yaşı ilerledikçe bu kurtuluşu yabancı bir memlekette buluyor. Orada kendine başlarda düzenli bir hayat kursa da, zamanla oraya da ait hissedemiyor kendini. Orada evlendiği kadından, çalıştığı iş yerinden de kaçıyor. Ömrü bir şeylerden, birilerinden nedenini bilmediği bir kaçış içinde, yine ne olduğunu bilmediği bir şeyi aramakla geçiyor. Yalnızlığın en çaresizini yaşıyor. Zira o, insanların arasında yaşama şansını bulup, buna güç yetirememiş bir karakter. İnsanların arasında, gecenin karanlığındaki bir mum gibi eriyip gidiyor. Rüzgârın, bir yandan öbür yana savurduğu bir yaprak gibi dalından kopmuş, vatansız kalmış, hatta hiç vatanı olmamış bir halde kendini acınası durumlara düşürerek delirmenin eşiğine geliyor. Son öykü ise, kitaptaki öyküler arasında en olumlu olanı sayılabilir. Anlatıcı Hikmet, arkadaşı Eyüp, karısı Cemile ve teyzesiyle birlikte zaman zaman kederli, zaman zaman da yüzümüze, sanırım kitabın başından bu yana ilk defa, biraz olsun tebessüm konduran olaylara şahit oluyoruz. Özellikle ilk üç öykünün karakterlerinin fazlasıyla ilişkili olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu karakterler, ömürleri boyunca kendilerini ve bu hayattaki konumlarını aramış, aradıkça kendilerine zulmetmiş, bulamadıkça kendilerini değersiz, hayal kırıklıkları ve kaybedişlerle sarılı bir et yığını olarak görmeye başlayan insanlar. Hayatlarındaki yanlışlardan ötürü isyan etmeyi bırakıyor ve kendilerini yanlışın ta kendisi olarak görmeye başlıyorlar: “Ben kendimi ömrüm boyu, neden bilemem, aslını bilemem, sebeplerini bilemem, bir kusur timsali olarak gördüm. Hep eksik ve kırıktım da tamlanamazdım. Hep yarım ve yanlış anlamadaydım da doğrulamazdım.” Onlar artık bu dünyada bir fazlalıktan ibarettirler. Usulca ölümü beklerler. Hayatta bir dertleri kalmamıştır, hayatın kendisi onlar için başlı başına bir derttir: “Yarın ya da öbür gün ya da gelecek ay ölecek olsam benim ne derdim olabilirdi ki... Dert yaşamaktır!.." Onlar, hayatın kıyısında köşesinde kalmış, kimseye bir zararları olmadığı gibi, en çok zararı kendilerine veren sönük ve unutulmaya yüz tutmuş karakterlerdir. Belki öldüklerinde imam efendi tabutlarını taşıyacak insan bulmakta zorlanacak. Muhtemelen mezarlarına bir demet çiçek getiren, ruhlarına bir nefes Fatiha okuyan çıkmayacak. Sükûnet içinde yaşayan bu insanların, kaybettikleri onlarca umudun arasından tek bâki kalan, coşkulu bir ölüm olacak.
1000 Kitap
Coşkuyla ÖlmekŞule Gürbüz · İletişim Yayınevi · 20213,112 okunma
·
403 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
FATİH
Gönderi Sahibi
Ödev için yazmışken...