BU KENT SENİ BIRAKMAYACAKTIR
Puan vermedi·174 syf.··
2024 1. kitabı
Sadece yürüyüp gitmemeli insan. Her yürüyüş bir yolculuk olmalı. Yolculuklar izler bırakmalı. Hele ki yürüdüğün kent medeniyetler beşiği İstanbul ise. Son on yıldır her sene en az iki kez gittiğim ve her sokağını arşınladığım Yeniköy semti bu ziyaretimde beni o kadar şaşırttı ki. Nasıl mı? Anlatayım. Kaldığımız ev Yeniköy’ün en yüksek tepesinde. Bu sabah oğlum Can da bana eşlik etti. Başladık aşağı doğru yürümeye. Sağımızda Yapı Kredi Korusu. Bin bir çeşit kuş sesleri ve yollara taşmış incir, erik, dut ağaçları da bize eşlik ediyor. Aşağı doğru inerken tam karşımızda deniz. Yol boyunca, evleri çevreleyen duvarları aşıp önümüze çıkıveren erik ağaçlarından kısmetimize düşen birkaç eriği yemek, benim için yürüyüşümüzün en lezzetli anları oluyor. Ancak Can bir tane bile yemiyor ve benim bu heyecanımı anlayamıyor. Nerden bilsin diyorum içimden…Hiç bahçeleri olan bir sokakta büyümedi ki.Gökdelenlerde yaşarken gökyüzünü izlemeyi de bilemedi bu çocuklar çünkü gökyüzü,yeryüzü artık çok kirli. Can bana erikleri yerken eşlik etmeyince meyvelerden vazgeçip yürüyüşe devam ediyoruz. Yokuştan aşağı doğru, Simitçi Salih Sokağından, inince yolun sonunda, yukardan beri hayranlıkla izlediğimiz masmavi denizle kucaklaşıyoruz. Hemen oracıkta vapurların gidip geldiği Yeniköy İskelesi. Simitçi Salih’i de kimdir nedir çok merak ediyoruz. Ermeni, Rum ve Türklerin yıllarca aynı çatı altında yaşadığı bu sokakta, Salih adında bir simitçi belki de Müslüman, Hristiyan diye ayırmadan paskalyalarda ya da Ramazan Bayramlarında halka sıcak sıcak simit dağıtıyordu. Simitçi Salih’i de başka bir yazımda anlatırım umarım. Onu da anmak anlatmak kıymetli olacaktır kanımca. Simitçi Salih yokuşunun sonunda denize gelmeden hemen soldaki sokağın adı Salkım Küpe. Sokak, yol boyu dizilmiş salkım salkım meyveleri olan ağaçlardan bu ismi almış olsa gerek. Ağaçların arasından ilerlediğinizde bir Ortodoks klisesi ve mektebiyle karşılaşıyorsunuz. Sağda da bir cami var. Tahminim aynı avlu içinde olan bu yapıları yıllar içinde yol ayırmış. Dedim ya her yaz buralarda yürürüm. Hiç birinde kliseye girmek aklıma gelmememişti. Bu sefer Can’ın da teşvikiyle girdik. Dünyaca ünlü Şair KONSTANTİNOS KAVAFİS ile tanışacağımı hiç bilemezdim. Klisenin serin bahçesinde onun anısına dikilmiş büstleri görünce çok heyecanlandım. Demek ki ben yıllarca bu karşılaşmayı kıl payı kaçırmıştım. Dudaklarımdan dökülen Ezginin Günlüğü’nden dinlediğim ve ezberlediğim o güzel dizeler klisenin avlusuna sessizce dağıldı. KENT "Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin. Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa. Sanki bir hükümle yazgılanmış her çabam; ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya. Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım? Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın." Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler. Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların. Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın, ne bir gemi var, ne de bir yol sana. Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte, yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde. Constantino KAVAFİS Çeviri : Herkül Millas ve Özdemir İNCE
Edebiyat
Bu Kenttir Gidip Gideceğin YerKonstantinos Kavafis · Can Yayınları · 2020130 okunma
106 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.