Strauss'un 55 yıl arayla yaptığı iki ayrı konuşma metnini içeriyor kitap. Anlayacağımız üzere Montaigne, Strauss'un değişen düşüncelerine rağmen ondaki etkisini sürdürmüş.
Montaigne'in kendini anlatan denemelerini okuduğumuzda görüyoruz ki kendisi, çağının ötesinde bir düşünme yapısına sahip. Strauss'un, Montaigne'in "çağ ötesi" düşüncelerinden en çok etkilendiği kısım ise yabani, ilkel, barbar olarak adlandırılan halklar.
Montaigne'in döneminde Amerika kıtası daha yeni keşfedilmişti ve kıtaya dair birçok efsane ortalıkta dolaşıyordu. Montaigne de bizzat Yeni Dünya'dan gelen kişilerle iletişim kurduğundan bahsedip duyduklarını anlatıyor. Buradaki önemli nokta şu: Montaigne, Yeni Dünya insanlarının barbar olarak adlandırılmasını yanlış buluyor. Onların doğayla iç içe yaşamasını öne sürerek barbar değil yabani olduklarını söylüyor. Öldürdükleri kişilerin etini yemelerinin barbarlık olarak adlandırılmasını garip buluyor zira ölmüş birinin etini yemek, yaşayan birini işkence ile öldürmekten - kendi döneminde yaşanılan idam olayları - nasıl daha kötü olabileceğini sorguluyor.
Montaigne'de görülen yabani insan ile barbar insan arasındaki bu fark, Strauss'ta ilkel insan ile modern insan arasındaki farkta kendini gösterir. Strauss'un Montaigne'de en çok etkilendiği düşünce budur.
Nedenini ve Strauss'u anlayabilmek içinse kendisinin Mit ve Anlam adındaki ince ama oldukça geniş bir içeriğe sahip olan kitabını tavsiye ederim. Yaban Düşünce ve Hüzünlü Düşünceler de pek tabi okunması gereken kitaplar. Montaigne'i anlamak içinse Denemeler'i okumak güzel bir başlangıç olur.