İplik ve dokumayla başlayıp, gemi yapımı, ecza (spazmolitik/analjezik/antitussif) olarak serüvenine devam eden 'keder otu', 'ruhu çalan hırsız' (beng/berc/esrar/kınnab/haşiş/kendir/gonca/Afgan/aşk otu/çıkık/çiçek/çiftetelli/sarı kız/yuf); Hint ve İran coğrafyasından, Mısır'a, Kuzey ve iç Afrikadan sonra Anadolu'ya şarap içip dilencilikle sefahat eden, helal, haram, namaz, oruç nedir bilmeyen, vahşi hayvanlar gibi alenen livata eden, 'Çar-darp' Kalenderiler (Torlaklar) ve Haydariler ile giriş yapar. Yeşil renkli, kalın abalı, miskin sufi dervişlerin, tarikatların elinde Allah'a doğrudan ulaşmak bahanesiyle halka da malolur. Batı'nın 'sulu sarhoşluğu'na karşı 'kuru sarhoşluğun' mihenk taşı olur. İslamiyetten sonra ortaya çıktığı ve Kuran-ı Kerim'de hakkında kesin dille yasak olmadığından yıllarca müptelaları tarafından korunmuş ve yönetimlerin rehavetine sebep olmuş ancak zaman zaman gerek idareyi gerekse de toplumun ana bağlarını sarstığı ve tehlikeye attığı için 'dur' zamanı gelmiş ve devlet eliyle yasaklar ve kararlar alınmış ancak akla ziyan bağımlılığın karşısında çokça zorlanılmış. Şah İsmail ve Sultan II.Bayezid hakkında Fuzuli'nin 'Beng ü Bade' eserinden bahsedilmiş. Divan edebiyatında esrarın yeri işlenmiş (hiç de azımsanmayacak miktarda örnek beyitlerle), 'Mükeyyifat münazarası' örnek gravürlerle vurgulanmış. Bol bol resim ve çizimlerle okumanın seyrini keyiflendirmiş yazar. Ayrıca bu bir bilimsel tez özelliği de taşıyor. Kaynaklara sık sık yer verilmiş.
'Esrarın sonu yok ta ucu harabat,
Akıbet-i hülya ile geçer ömr ü ahiri harabat.'