“Kimsin sen?'”
“0yun kurucuyum. Artık büyük acıyı yüreğimde hissediyorum. Oyundan artık çıkmak istiyorum.”
Bebeğimin hıçkırıklarını duyuyordum. Korku içinde annesine sığınmıştı. Bana korkuyla bakıyordu. Böylesine büyük bir laneti nasıl tasarlayabilmiltim? İnsanları böylesine büyük acılar içinde bırakma hakkını kendimde nasıl görmüştüm? Ben nasıl bir tasarlayıcıydım ki, ölümle ve korkuyla insanları oyuna yönlendiriyordum? Ben nasıl bir tasarlayıcıydım ki, insanlara mutlu olabilmeleri için küçücük bir zerre verirken acının egemenliğini sınırsız bırakmıştım. Ama acının egemenliğinden kendim de örselenmiştim. Ben nasıl bir tanrıydım ki, korkunun egemenliğinde yaratttklarımın bana biat etmesini beklemiştim.
Bu oyun yanlıştı; hatalarla doluydu; yaratılan her şeyin yükü omuzlarımı ezdi. Bu yükü kaldırmam mümkün değildi. Çok uzaklarda kalan o sesi anımsadım:
"Oyundan çıkmak ister misin?" diyordu o sarışın kadın; denizin berrak mavi dalgalarının üzerinde dururken soluk güzelliğiyle karşımda duruyordu.
"Oyundan çıkmak için gerekli hamleyi yaptın!" Avucumda silah vardı. Metalin soğuklugunu hissediyordum. İçinde mermi kalmamış olmalıydı. Ama oyun kurucu olan ben değil miydim? Gülümsedim karıma ve bebeğime.
Sonra usul bir sesle "Oyundan çıkmak istiyorum," dedim ve tabancanın içinde son bir merminin olmasını istedim. Ardından tetiği çektim.
Sayfa 224 - Metis Yayınları, 2. Basım, Haz. Yiğit Değer Bengi