Yazarın dilimize çevrilen son eseri olan "Beşinci Senfoni" kesinlikle okuduğuma değdi. Her kitabında farklı bir olay örgüsü sunan yazar, ana konunun arkasında işlediği ve psikolojik olarak konu ile birbirine bağladığı kurgularında okuru şaşırtmaktan büyük keyif alıyor. Tabii ben de o keyiften fazlası ile nasipleniyorum. Her sayfada olay örgüsüne biraz daha dahil olup, sonlara doğru ise tam bir şok yaşatmayı her seferinde başarıyor...
Kitabın konusu ise hala sırrını koruyan Karındeşen Jack'e kadar uzanıyor. Sebebi ise günümüz Londra'sın da onu taklit eden bir katilin var olması. Bu katil ilk kurbanı ile Dedektif Lacey Flint'i ateşin ortasına bırakıp, kurban avlamaya devam etmesi ile başlıyor...
Çocukluk döneminde tecavüze uğrayan iki kız kardeşin, ruhsal yaraları, travmaları ve uyumsuz kişilikleri ile birlikte olaya dahil edilmeleri ise, zanlıların para ve nüfuz gücü ile kendilerini aklayıp hayatlarına devam ederken, on bir yıl sonra yüzleşecekleri gerçeklerden habersiz bir şekilde hayatlarının merkezine doğacak olan kabusun kendilerine nefeslerinden bile yakın olacağından habersiz yaşayacakları şokun ayak seslerinin yaklaştığını görmeyecek kadar duyarsız olmaları...
Katil ise özellikle dedektif Lacey'i oyunlarına dahil etmek için büyük çaba sarf ediyor. Tüm cinayet masası ekibi katili yakalamaya çalışmak için uğraşsa da dedektif Lacey, katilin ne zaman nerede avlanacağı ile ilgili tahminlerinin yanlış çıkmasını istese de bunun gerçekleşmeyeceği konusunda endişeleri ile baş etmek zorunda kalıyor...
Katilin gönderdiği mektuplar, ipuçları, onunda Karındeşen Jack gibi yakalanmamasını sağlayacak mı yoksa oda tarihin tozlu sayfalarında yerini alacak mı?
Eser de yazar Karındeşen Jack hakkında ki arşiv bilgilerini tekrar gün yüzüne çıkararak, bu katil hakkındaki