müze/müzeciliğin tarihine kısa bir bakış..
Müzelerin büyük kısmı Aydınlanma sonrası çağın ürünleridir. Bu dönemde nesne koleksiyonları, sanatsal olsun veya olmasın, zenginlerin özel mülkü olmaktan çıkartılıp adını antik Yunan dilinde "müzlere adanmış tapınak" anlamına gelen "museum" dan alan bu yeni kurumlar aracılığıyla kamusal alana sunulmuştur. On altı ve on yedinci yüzyıllardan itibaren varlıklı kimseler -devlet başkanları, aristokratlar, zengin tüccarlar ve üst düzey kilise yetkilileri- resim, heykel, desen ve gravürler, antik yapı kalıntıları, kutsal emanetler, elyazmaları, hayvan iskeletleri, değerli mineraller, egzotik bitkiler, silah, halı ve sikkeler ile takı, giysi, törensel nesne gibi etnografik malzemeler toplamaya başladılar. Bu koleksiyonlara erişim genelde sahibinin keyfine bağlıydı ve dolayısıyla teknik olarak halka açık değildi. Örneğin, Impey'nin belirttiğine göre (2000, 76-89) ziyaret için yazılı başvuru mecburiyeti, iki hafta onay bekleme süresi ve/veya ziyaretin iki saatle sınırlanması gibi kısıtlamalar söz konusuydu. Halka tamamen açık ilk müzenin Paris'teki Louvre Müzesi olduğu genelde kabul edilir; bir kraliyet sarayı olan yapı, kraliyet ailesinin tüm mal varlığının toplanıp "halkın" ilan edildiği Fransız Devrimi'nden sonra güzel sanatlar müzesine çevrilmiştir. Sanat müzesi kurma amacıyla inşa edilmiş ilk yapının ise Bedin' deki Königliches Müzesi (bugünkü Altes Müzesi) olduğu genellikle kabul görmüştür; 1823 yılında mimar Kari Friedrich Schinkel tarafından tasarlanmış olan bina Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm tarafından halkın ziyaretine açılan Prusya Kraliyet ailesinin sanat koleksiyonunu muhafaza etmesi amacıyla inşa edilmiştir.
Sayfa 129·Kitabı okudu
·
71 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.