·128 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Mayıs 2024 00:00 Sonunda Melih Yıldız'ın kitabını okudum:) Biraz zaman aldı okuması; çünkü ne yazık ki biyografilerden gerçekten etkileniyorum. Okuduğumuz yazıların bir kurgu olmadığını bilerek okumak bazen ciddi şekilde sıkıntı yaratabiliyor. Neden? Çünkü bir öykü gibi, hikâye gibi okuyup geçmek haksızlık oluyor, zira insan hayatları gerçek, bu okuduklarımız gerçek. Melih Yıldız'ın kitabında da aynı şey kesinlikle oldu. Bazı karakterlerin hayat öyküleri hem üzücü, hem ürkütücü. Hemen okuyup diğerine geçemedim. Bununla beraber bende derinlere kök salmış okuma tembellikleri de kitabı geç bitirmemdeki ikinci sebep.
Kitabı beğendim. Sunay Akın'ın öğrencisi olarak Melih Yıldız, kitabın son çalışmasında teveccühle söz ettiği hocasının gayretini ve izlerini hem sürdüren hem de çoğaltan bir kitap ortaya koyuyor. Sunay Akın okumayalı çok çok uzun seneler oldu, en son bir sahnede izlediğimi hatırlıyorum Sunay Akın'ı. Ancak Aklın Uçurumunda'yı okurken Sunay Akın'ı hatırlamadan edemedim, bunun sebebi üslûbun benzerliği mi yoksa kısaltılmış konsantre biyografi metinlerinin başka türlü yazılamayacak olması mı bilmiyorum. Eğer burada bence yazarın gurur duyacağı şekilde Sunay Akın'a bir öykünme varsa, bu, çok doğru ve güzel bir saygı ifadesi olarak düşünülebilir. Eğer diğer sebep söz konusuysa, o halde biyografi metinlerinin ne şekilde anlatılmasını gerektiğini bilen ve bunu değiştirecek olanlar yine yazarlar...
Aklın Uçurumunda kitabında ülkemiz edebiyat, sanat, kültür, bilim insanlarından on üç karakterin zorluklarla geçen hayat hikâyelerini okuyoruz. Buradaki anahtar kelimeler, akıl ve uçurum. 13 karakterin hikâyesinde zorlanan akıllar, büyüyen çoğalan sorunlar, başa çıkılamayan problemler ve bir çok karakterde sonu ölüme vara dağılmalar, yılgınlıklar, pes etmeler söz konusu. Akıl sağlığını etkileyecek denli büyük darbelerle karşılaşarak dayanamayan bu insanların hayat hikâyeleri hakikaten çok üzücü. Kendi adıma İsmail Safa, Osman Fahri, Süreyya Bıyıkoğlu, özellikle Şükûfe Nihal, ve Peyami Safa beni çok huzursuz etti ve üzdü. Mazhar Osman'ı da ekleyebilirim bu listeye. Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı, ve özellikle de Neyzen Tevfik antipati uyandırdı. Çok üzülerek okudum neredeyse bütün hayat hikâyelerini. Peyami Safa'yı okurken en azından benim okuduğum Peyami Safa kitaplarındaki kadın karakterlerin tek boyutlu karakterler olarak karşımıza çıkmasının sebebi yazarın evliliği olabilir mi diye düşünmeden edemedim. Mazhar Osman'ı okumak çok etkileyiciydi. her metinden sonra internetten bu karakterlerle ilgili resimlere baktım, göz attım.
Bütün üzücü, iç burkan yönlerine ve hikâyelerine rağmen Melih Yıldız, kitabını çok ama çok iyi bir şekilde bitiriyor. Hem fikir güzel, hem de fikrin metine dönüşmüş hâli kıymetli, etkileyici ve ayrıca Melih'i tanıyan herkesin hemfikir olacağına eminim, kitap samimi, sempatik bir güleryüzle sona eriyor. Sanki okunmuş olan ve içi hem acı, hem ızdırap hem de başaramamanın insan aklına ve ruhuna vurduğu darbelerle dolu diğer öykülerin acısını ve etkisini azaltıp güleryüzle okuru uğurlamak ve bir yandan da bir hürmet ifadesine dönüşmesi amacıyla yazılmış bu son metin. Bence amacına kesinlikle ulaşıyor ve kitabın niteliğine çok olumlu bir etki yapıyor.
Bu dünyada yaşamak zor. Gayret etmeden var olmak zor. Kendi acılarından, talihsizliklerinden, kaderlerinden yine de dünyaya bir iz bırakmak için mücadele etmiş ve var olmak için ter dökmüş bu insanları eserlerinin dışında kendi doğal öyküleri içinde tanımaya çalışmak ve onları böyle görmek benim için oldukça etkileyici bir okuma oldu diyebilirim.
Kitabı herkese öneririm.