Gönderi

cemil zeki halife ordusuna katılmayıp kuvayi milliyeye katılıyor.
İstanbul, düşmanların istilası altında. Padişah ve onun hükümeti istilacıların emri altında. Güya müstakil bırakılan mahdud bir saha da, ecnebi vesayeti altında bulunan hükümetin idaresi altında. Hükümdar ve hükümet şahsi hayat ve menfaatlarını korumak için vasilerinin körü körüne emri altında. Asil milletimiz istiklal ve hürriyetine kavuşmak için, aklın ve hesap ölçülerinin kabul etmediği gayrimüsaid şartlar altında, Anadolu'da, birbirleriyle henüz irtibat temin etmeden, yer yer milli silahlı müfrezeler teşkiline başlıyor. Bu vaziyet karşısında sefil hükümdar ve emrindeki hükümet İstanbul'da askeri birlikler teşkil ederek, istilacıların istek ve emirleriyle bu kahraman vatanperverleri çapulcu, asi çeteler şeklinde göstererek imhaları cihetine gidiyor. İşte biz bu vaziyyet karşısında İstanbul'a çıktık. Bizi bir sürü düşmana satılmış, sarıklı hocalar, sırmalı paşalar, sivil amirler karşıladı. Doğruca Milli Savunma Bakanlığına götürüldük. Burada ulema, paşalar ve sivil büyüklerden bazıları, mesleki saha ve iktidarlarına göre nutuklar irad ettiler. Yeni vatani vazifelerin bizi beklediğini anlatmağa çalıştılar. İstilacı emperyalistlerin emeline hizmet eden bu kara vicdanlı alçaklar, Anadolu'da milli kurtuluş savaşına başlayan muhtelif küçük halk topluluklarının güya padişaha. kanunlara asi bu kahraman vatanperverlerin, çapulcu, asi çeteler şeklinde gösterilerek imhasının farz olduğunu ani atmağa çalıştılar. Padişahın emriyle, şeyhülislamın fetvasıyle, milli ve vatani selamet menfaat uğruna bize yeni vazife verilmek istenildi. Bu İstanbul -halife- ordusuna iltihak edecek subaylara bir rütbe terfi, üç maaş peşin vesair mükafatlar bol bol vaad ediliyordu. Vaziyet çok nazikti. Ortalık casusla doluydu. Ne kimseye bir şey sorabilir, ne bir düşünce açıklayabilirdik. Bir kaç gün İstirahat istedik; müsaade ettiler. Pek samimi mahdud arkadaşlarla hadiselerin iç yüzünü öğrenince şöyle bir kanaata sahip olduk. Bizi karşılayanlar ve telkinatta bulunanlar, istilacıların emel ve gayelerine hizmet eden sefil ruhlu kölelerdir. Türkler, haksız muamelelere maruz kalmadıkça silaha sarılmaz. Bir kaç gün halktan ve bazı gazetelerden edindiğimiz bilgi, kanaatimizde isabeti gösterdi. Münferid veya küçük topluluklar halinde Anadolu'ya firara başladık. Ben, bir arkadaşımla Bursa'ya kaçtım ve milli kuvvetlere iltihak ettik.
Sayfa 36·Kitabı okudu
·
166 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.