Puan vermedi·284 syf.····Okunma: 30 Mayıs 2024 19:37 Öncelikle kısaca Anne Frank’ın hayatına değinmek istiyorum. Anne Frank 12 Haziran 1929’da Almanya’da Yahudi bir ailenin ikinci kız çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası Otto, annesi Edith, ablası Margot Frank ile Almanya’da yaşamışlardır.
Anne Frank’ın zorlu ve hüzünlü hayatı daha çok küçükken başlar. Henüz dört yaşındayken zorunlu bir göç ile karşı karşıya kalır Frank ailesi. Nazilerin baskısıyla Yahudi oldukları için Almanya’dan Hollanda’ya göç etmek zorunda kalırlar. Burada da 2. Dünya Savaşı’na dek normal bir şekilde yaşarlar fakat Hitler’in Avrupa’ya yıkımı getirmesi onların da bu günlerini altüst etmiştir.
Şimdi de kısaca kitabın içeriğinden bahsedelim 14 Haziran 1942 tarihinde yazmaya başlar Anne Frank bu kitabı. Aslında öncesinde aklında hiç böyle bir şey yoktur doğum gününde hediye gelen defteri görünce “Kağıt insandan sabırlıdır.” diyerek gün gün , saat saat yazar yaşadıklarını. Deftere de Kitty adını vermiştir çoğu günler “Sevgili Kitty” diyerek mektup şeklinde yazar yaşadıklarını, düşündüklerini, hissettiklerini. O zamanlarda yahudilerin yaşadıkları zorlukları bizim gözümüzde canlandırmamızı sağlayacak şekilde anlatır. Naziler yahudilere belirli yasaklar koymuşlardır o zamanlarda “ yahudiler toplu taşımaya binemez, yahudiler akşam sekizden sonra dışarıya çıkamaz, sinema kafe gibi toplum alanlarına giremez” gibi ve zaman geçtikçe yahudileri alıp toplama kamplarına götürmeye başlamışlardır. Tarih 9 Temmuz 1942 Anne Frank ve ailesi babasının çalıştığı ofisin üst katında bulunan bir kat ve bir de küçük tavan arası olan bir yerde gizlenmişlerdir Anne Frank buraya “gizli bölme” adını vermiştir. Anne ve ailesi artık burada yaşayacaklardır daha doğrusu saklanacaklardır. Bu evde yaşamanın bazı zorlukları vardır bunlardan bahseder bize saklandıkları yerin alt katında işçiler çalışmaktadır bu yüzden sabah işçiler geldikleri zaman evde kimse oturdukları yerden kalkmaz, çıt bile çıkartmazlar çünkü ses çıkartmaları onların yakalanmalarına neden olabilir bu yüzden çok dikkatli olmak zorundalardır. Evin koşulları zaten kötüdür bir de hastalandıkları zaman çok zorluk yaşamaktalardır çünkü ses duyulacak diye rahat rahat öksüremezler yani hastalıklarını bile doğru düzgün yaşayamazlar. Zaman geçer ve 13 Temmuz tarihinde yine yahudi olan Van Daan ailesi ve Bay Dussel aralarına katılır artık evde dört kişi değil sekiz kişilerdir ve bir tane de Van Daan ailesinin kedileri vardır. Gizli bölmede hayat biraz daha değişmiştir onların gelmesiyle. Bu değişiklik hem iyi hem kötü anlamda olmuştur Anne Frank için. İyi anlamda olan değişiklikler sosyalleşmesini sağlamıştır bu kişiler Anne Frank’ın kötü anlamda olanları ise yaşadığı yer daralmıştır, özel bir alanı kalmamıştır bu yüzden çok zorlanır. Anne Frank bize günlerin nasıl geçtiğini, neler yaptıklarını, dışarda neler olduğunu, o dönemin siyasi gelişmelerini anlatır. Gizli bölmede sıkışıp kalmış olsalar bile umudunu kaybetmez, hayata umutla bakmaya çabalar. Yeni diller öğrenmeye çalışır, yeni hobiler edinir, farklı türlerde kitaplar okuyarak kendini geliştirmeye çalışır. Bir gün savaşın bitip eski günlere döneceğini hatta bu günlerden o günlere nasıl alışacağını yazar sevgili Kitty’sine. Anne Frank son mektubunu 1 Ağustos 1944 tarihinde yazar ve burada kitap biter.
Şimdi sırada kendi yorumuma gelelim. Benim aklıma bu kitabı okurken iki kavram geldi. Birincisi savaş ikincisi de çocuk. Bu iki kavramın ne kadar zıt olduğunu düşündüm. Savaş deyince hepimizin aklına açlık, yoksulluk, hüzün, feryat figan gelmektedir. Fakat çocuk deyince mutluluk, gülücükler, kahkahalar ve sevgi gelmektedir. Bu iki kavramın bir araya gelmemesi gerektiğini düşündüm yani çocuk ve savaş kavramlarının. Fakat geçmişten günümüze kadar bu iki kavram hep bir araya gelmiştir. Savaşları çıkaran, hırslarına yenik düşen büyüklerdir fakat mağdur olan masum çocuklar ve ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayacak olan insanlardır. Savaşın dini, dili, ırkı, ten rengi, cinsiyeti yoktur. Savaşta bir haksızlık yapanlar vardır bir de haksızlığa uğrayanlar eğer bir savaş haksızlık yaprak kazanılmaya çalışılıyorsa, masum olan insanların canı yanıyorsa bu zulümdür. Aslında savaşın iki taraf için de kazananı yoktur ama kaybedeni çoktur. Bu yüzden gelecek nesillerimize savaşan bir dünya değil de barış içerisinde mutluluklarla yaşayan bir dünya bırakmalıyız.
Günümüzde de gördüğümüz gibi Doğu Türkistan’da, Gazze’de insanlara çeşitli baskılar yapılmakta, katledilmekte hatta diri diri yakılmaktadır dediğim gibi savaşın dini, dili, ırkı yoktur savaşa tepki göstermek, dur demek, duyurmak ,boykot etmek insanlık meselesidir.
İyi okumalar dilerim.