Jose Saramago'nun kitabı "Ertesi gün kimse ölmedi" diye başlayarak romanın tekinsiz gidişatı hakkında daha en baştan ipuçlarını veriyor. Adı bilinmeyen bir ülkede kimse ölmemeye başlayınca Sağlık Bakanı, Başbakan ve Kardinal tarafından halkın nasıl yönlendirileceği konusunda fikir çatışmaları ile başlıyor kitap.
Kardinal "ertelenen ölüm" kavramını ortaya atıp, ülke çapında dua kampanyası yapılmasını teklif ediyor kendi iktidarının sarsılmaması için.
Cenaze levazımatçıları, bir anda ölümün yokluğu ile boşluğa düştüğünden iktidardan ev hayvanlarının yakma ve defin işlemlerini kendilerinin yürütmesini talep ediyorlar.
Hastane yöneticileri "yatan hasta, şifa bulan hasta, ölen hasta" döngüsünde kısa devre olması sebebi ile yatan hasta sayısı artacağından planlama yapmakta zorlanıyor.
Huzurevleri ölümün olmadığı bir ülkede artık hasta kabul edemeyeceklerini açıklamaya başlıyor.
Sigorta şirketleri ölümün olmadığı bir ülkede poliçelerin iptalini talep ediyor. Ayrıca, 80 yaşın "zorunlu ölüm yaşı" olarak kabul edilmesi öngörülebilir teklifini getiriyor.
Milyonlarca emekli olduğu için emeklilere verilecek sağlık hizmeti ve ödemelerde kriz çıkıyor.
Ölümün olduğu ülkelere "ÖLÜM GÖÇÜ" başlıyor, iktidar bu durumu engellemek için yetersiz kalınca kanun kaçaklarından oluşan "maphia" devreye giriyor ve iktidar ile pazarlıklar yapılıyor. Ölüm göçü yapılan ülkeler ile ölümün olmadığı ülke arasında sınırlar kapatılıyor. Bu durum iktidar tarafından ise "Bizi kıskanıyorlar, bizim vatanımızda ölünmemesini kıskanıyorlar, kendileri de ölmemek için topraklarımızı işgal etmek istiyorlar" demek suretiyle halk bu konuda yönlendirilmeye çalışılıyor.
Ölümün olmadığı ülkede halk, krallığın despotluğa yol açacağı sebebi ile cumhurbaşkanı seçilip cumhuriyetin gelmesini talep ediyor.
Tüm bunlar olurken ölümün olmadığı ülkede televizyon genel müdürüne ölüm tarafından gönderilen ve halka açıklanacak mektup ile kitabın seyri değişiyor. Gizemli mektup sonrasında yaşananlar ile 7 aylık sürede ölecekken ölmeyen 60 bin insanın hayatı ile ilgili süreçler nefes kesici şekilde işlenmeye başlıyor. Ayrıca kitabın bu kısmında ölüm halka eflatun mektuplarla öleceğini ve bir haftalık sürelerinin kaldığını bildiriyor.
Fakat içlerinden viyolonsel çalan müzisyene gönderilen eflatun mektup bir türlü ulaşmayınca ölüm merak ediyor, sahaya iniyor ve kadın kılığında onunla tanışmaya gidiyor. Yazar bu kısımda, ölümün kendi iç hesaplaşmalarını, ölümün müzisyenin hayatına ilişkin tespitlerini anlatıyor ve kitabı ölümün seçimi ile bitiriyor.
Yazar, ölümün olmadığı ülkede meydana gelen kaosu toplumsal, ekonomik, felsefi açıdan iliklerinize kadar hissedeceğiniz şekilde noktayı kullanmaktan kaçınıp resmen virgül bombardımanı ile koşarcasına anlatırken okutuyor.
Kitabın kapağındaki, başına kelebek konmuş ve gözleri kapalı kadın resmi de kitabın bitmesi ile daha bir anlam buluyor.
"Ertesi gün hiç kimse kitap okumadı" diye bir geleceğin hiç yaşanmaması dileğiyle, iyi okumalar.