Puan vermedi·517 syf.····Okunma: 01 Haziran 2024 12:48 Şöyle bir ahh diyerek giriş yapıyorum incelememe. Ah Mart!
Son dönemde Martin Eden'ın bu kadar çok karşıma çıkmasının bir nedeni olmalı diyordum hep. Nitekim varmış da. Kendisinden aldığım ilhamla yolum daha aydınlık artık. Herkesin ama herkesin yolunun hayatta bir kez kesişmesi gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Sevgili Jack Londan yarı otobiyografik olan bu eserinde karakterleri öyle güzel giydirmiş ki okurken hepsini benimsedim.
Martin Eden'ın kendisine olan inancı, çevresindekilere karşı direnci okurken her satırda büyüledi beni. Fakat bana kalırsa yorucuydu da. Ona inanmayan bu kadar insan varken ki; benim için en önemlisi olan sevdiği, aşık olduğu kadının önünde en büyük bariyer oluşturmasıydı. Tüm bunlara rağmen biran bile geri adım atmaması beni çok farklı duygulara taşıdı. Şunu itiraf etmeliyim ki Mart ile birlikte bende yorulduğumu hissettim. Yorgunluk diyorum çünkü trajik sonunda hayal kırıklığının yanındaki en büyük diğer etkenin bu olduğunu düşünüyorum.
Ruth karakterine değinmeden tabii ki geçemeyeceğim. Eminim ki birçoğumuz okurken sinir olmuştur. Hatta iç sesimiz kuvvetli bir şekilde artık yeter de demiştir. Nitekim Martin Eden da sonunda kendisine ve içindeki tüm duygu fırtınasına karşı hakkaniyetli bir duruş sergileyip hepimizin içine su serpmiştir.
Değinmek istediğim daha o kadar çok şey olsa da okurun okuyarak alacağı tattan çalmak istemiyorum. Ben bu incelemede daha çok bana hissettirdiği duygulardan bahsetmek istedim. Son olarak söylemek istediğim şey ise; "Olmasaydı sonu böyle..."
Bir parça kalbim kırılmadı desem yalan olur.
Keyifli okumalar diliyorum.