"Bugün günlerden ne?" diye sordu. Aureliano, salı olduğunu söyledi. José Arcadio Buendía, "Ben de öyle sanıyordum," dedi, "ama bir de baktım ki, dünkü gibi daha hala pazartesi değil miymiş. Gökyüzüne bak hele, duvarlara bak, bugün de pazartesi."
Buendia ailesinin birbirine kenetlenmiş ve iç içe geçmiş yazgısının güncesidir Yüz Yıllık Yalnızlık.
Bir horoz dövüşü ve bir cinayet ile başlayan yazgıları Macondo'da mühürlenir ve nihayet neslin son evladının tüm o yazgısını idrak etmesi ile nihayete erer.
Aylar sonra gelen edit: Yüzyıllık Yalnızlık benim için yüz yılın kitabıdır ve belki yüz kez okumuşumdur.
Hikayesi biraz tanıdıktır bu coğrafyaya. Bir ailenin hayatını anlatır gibi görünür ama bir yandan da bir tek insanın hayatı gibidir.
Zamanın değişen ruhuna karşın insanın değişmeyen ruhunu anlatır. Hani yedisinde neyse yetmişinde de öyledir deriz ya, işte biraz öyle. Yine de insanın yedisi ile yetmişi farklıdır. Arada koca bir ömür, koca bir yaşanmışlık vardır.
Garcia, çocukluğunda ninesinin anlattığı öykülerden yola çıkarak yazdığını söylemiştir. Bu yüzden gerçeküstüdür çünkü bir çocuk için dünya gerçeküstüdür.
Erkekliğe kara çaldırmamak için savaşa giden Albay Aureliano girdiği 32 savaşın hepsini kaybeder evet ama kaybettiği en büyük savaş yazgısı ile olan savaştır.
Ursula, adaşı Ursula Leguin'in kitaplarında (bana göre) çizdiği güçlü, kendinden emin kadınların vücut bulmuş halidir sanki.
O deliler evini ayakta tutmak için yüz yılı geçkin ömrünce didinir durur.
Başarılı da olur, zira dünyayı ayakta tutanlar kadınlardır.
Öte yanda ise Fernanda belki de kadınlığından utandığı için, onun için kadınlık korunup, kollanması, kendine biçilen rollere razı gelmesi gereken bir varlık olduğu düşüncesinde olduğundan uyum sağlayamaz o deliler evine ve onunla birlikte yıkılmaya yüz tutar Buendia hanesi.
Bu deliler evine yeni bir soluk getirecek olansa büyük ninesinin ve halasının adını taşıyan Amaranta Ursula olacaktır.
Yine de Buendia ailesinin yazgısı mühürlüdür.
Tıpkı her birimizin olduğu gibi.