·895 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Mayıs 2024 21:07 Türkiye’deki Sol yapılanmanın 12 Eylül 1980 öncesinde kendi içinde yaşadığı ayrılıklar, bölünmeler, çatışmalar ve cinayetleri ele alan Derin Sol, Hakkı Öznur tarafından 1994 yılında iki cilt halinde yazılan 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’deki sol yapılanmayı bütünüyle inceleyen bir kitaptır. Yazar Hakkı Öznur, Türk milliyetçisi bir isimdir. Yazarın 1994 yılında dile getirdiği sol yapılanma ve PKK’nın kendi içinde ve kendisine muhalif Kürt yapılara karşı yürüttüğü infazları PKK’dan 10 yıla yakın ceza alıp hapis yatan Aytekin Yılmaz dile getirmektedir. Hakkı Öznur için milliyetçi birinin solcular hakkında iyi bir şey zaten yazmaz diye düşünebilirsiniz ancak aynı konuları Aytekin Yılmaz’ın da yazdığını dikkate alırsak bu kitap sırf solcuları suçlamak için yazılmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.
Türkiye’de günümüzde romantik bir solculuk hakimdir. Solculuğun bir hak arama mücadelesi olduğu görüşü hakimdir. Oysa kitabı incelediğimizde bunun tam bir hayal ürünü olduğunu görüyoruz. Sol düşüncenin şehirlerde hayat bulduğundan hareket edersek sol yapılanmaların için Robert Koleji mezunu, diğer yabancı ülke kolejleri ile Boğaziçi Üniversitesi mezunu çok sayıda ismin olduğu görülecektir. Bu haliyle Sol yapılanmaların aynı dönemdeki milliyetçi ve muhafazakar yapılarak göre daha okumuş olduğu ortadadır. Ancak bu Sol düşüncenin entelektüel olduğu anlamına gelmez. Çünkü o ünlü okullardan mezun olan isimlerin nasıl birer katil olduğunu bu kitap net bir şekilde ortaya koymaktadır.1960 sonrasında başlayan ve 1969 sonrasında ise iyice alevlenen süreçte Sol kendi içinde büyük bir çatışmaya girmiş ve herkes kendi gibi düşünmeyen solcuyu katletmiştir.
1960’lı yılların sonlarında Türkiye’de Sol yapılanmanın önce Sol Devrim ile Milli Demokratik Devrimi savunanlar olarak ikiye bölündüğünü görüyoruz. Solcuların büyük öfke kustukları Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edildiği 12 Mart sürecine bu tartışmaların içinde gidilmiştir. Herkes 12 Mart 1971 muhtırasını konuşur ancak kimse Doğan Avcıoğlu’nun başını çektiği 9 Mart sürecini konuşmaz. Doğan Avcıoğlu, “Zinde güçler” diye nitelendirdiği Solcu askerlerin liderliğinde Türkiye’de bir darbe yapılmasını ve bu darbenin sonucunda Türkiye’de sol anlayışta bir yönetimin kurulabileceğini aksi halde Türk toplum yapısının henüz kendi devrimini yapabilecek noktaya gelmediğini söylemektedir. Bu kapsamda günümüzde bir dönem HDP milletvekilliği de yapan Ertuğrul Kürkçü gibi isimler, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Solcu subaylardan aldıkları patlayıcılarla bombalı eylemler yaparak Doğan Avcıoğlu’nun nitelendirdiği “Zinde güçleri” harekete geçirmek istemişlerdir. İşte bu ortamda solcuların 9 Mart 1971’de darbe yapması kesinken bazı generallerin taraf değiştirmesiyle Solcu darbe yerine Solculara bir darbe yapılmıştır.
1970’li yılların solcuları daha sonra Sovyet yanlısı solcular, Çin’de 1949 yılında yönetimi ele geçiren Mao Zedung yanlısı solcular ve Arnavutluk diktatörü Enver Hoca yanlısı solcular olmak üzere 3 farklı yapıya bölünürler. Günümüzde Türkiye’nin aydınlık yüzü olarak görülen bu solcular, kendileri dışında bir yapılanma olmasın diye birbirlerini öldürmeye başlarlar. İki farklı maden sendikası bu görüş ayrılığı sebebiyle çatışmaya başlayınca tek amacı evine ekmek götürmek olan işçiler bizim sendikadan değil diye öldürülür. Yani devrim başlamadan kendi çocuklarının başını yer.
Türkiye’de sol hep kendi gibi düşünmeyeni faşistlikle suçlar. Günümüzde bu suçlanamadan en çok milliyetçiler nasibini alsa da 1970’li yıllarda solcuların birbirine yönelttiği en temel suçlama faşistlik olmuştur. Yine bugün Türkiye’deki Sol yapılanma çoğu zaman birçok kabulüne karşı çıksa da kendisini Atatürkçü olarak gösterir. Oysa 1970’li yıllarda sol yapılanmalar birbirlerini Kemalizm’in kuyruğuna takılmakla suçlamaktadır.
Türkiye’de sol kendisiyle hesaplaşmamıştır. Devrim adına birbirlerini öldürmüşlerdir ve bunu devrim adına meşru görmüşlerdir. Bu yaşananlar Solun ve solcuların Türkiye’nin aydınlık yüzü olmadığını aksine sürekli başkalarına katil deseler de asıl katilin kendileri olduğunu göstermektedir.
Kitabın güncel baskısı yok ben kitabı ikinci el olarak aldım. Kitabı bulabilenlerin okumasını özellikle tavsiye ederim. Bizler bilmediğimiz bir şeyden ya korkarız ya da bilmediğimiz şeyi tozpembe romantik ve fantezilerle süslü bir şekilde değerlendiririz. Türkiye’de de sol tozpembe ve fantezilerle süslü bir yaklaşımla ele alınıyor. Yazdıklarımı önyargılı bulabilirsiniz ancak yazdıklarımın hepsi kitapta bahsi geçen ve 1960 ile 1980 arasında yaşananlardır. Kitabın ikinci kısmında ise 1980 sonrasında sol içindeki çatışmalar ve cinayetler ile PKK’nın kuruluş sürecinde ve kurulduktan sonra Türkiye’de ve Avrupa’da sol ve muhalif Kürtçü oluşumlara karşı nasıl cinayetler işlediğini ele alacağız.
KİTAPTAN BAZI BÖLÜMLER
Sayfa 407: Sadık Canarslan'ın öldürülmesinden 10 gün sonra sol gruplar arasındaki ideolojik görüş ayrılıklarından kaynaklanan ikinci cinayet 28 Nisan 1977 sabahı Halkın Kurtuluşu çevresinin afişlerini asan Dişçilik Fakültesi öğrencisi İdris Türkoğlu'nun öldürülmesiyle gerçekleşti. Halkın Kurtuluşu grubuna göre İdris Türkoğlu'nun katili "TKP yanlısı İGD'li sosyal faşistler"di. İGDlilere göre ise "Türkoğlu Маосu arkadaşlarının kurşunlarıyla can vermişti". Halkın Kurtuluşu'nun çıkartmış olduğu Halkın Kurtuluşu Yolunda Gençlik gazetesinin 6 Haziran 1977 tarihli 7. sayısında "İdris Türkoğlu'nun katillerinin İGD'li sosyal faşistler" olduğu yazıyordu.
Sayfa 402: 1 Mayıs 1977 hazırlıkları Maocu ve Moskovacı gruplar arasında ideolojik rekabeti de kızıştırmıştı. Bu gruplara mensup militanlar çeşitli semtlerde afiş asarken karşı karşıya gelmiş her grup kendi afişlerini asarken karşıt grupların afişlerine de engel olmaya çalışmışlardı. 1 Mayıs hazırlıkları ve kavgaları, Halkın Kurtuluşu taraftarı Sadık Canarslan'ın 18 Nisan 1977'de İstanbul Kocamustafapaşa'da gece afiş asarken başından kurşunlanarak öldürülmesiyle sonuçlanacaktı. Halkın Kurtuluşuna göre Sadık Canarslan'ın katili "İGD'li sosyal faşistlerdi"
Sayfa 340: Maocu Partizan adlı grubun militanları önce kendi sempatizanları olan daha sonra kendilerinden ayrılarak Dev-Yol grubuna geçen Hasan Çakmak adlı öğretmeni kaçırıp Tunceli'nin Mazgirt ilçesi Beşmezra Köyünde işkence ettikten sonra kurşuna dizerek öldürdüler. Öldürülen öğretmenin cesedi 23 Ocak 1979 günü köylüler tarafından bulundu. Eski Partizan taraftarı öğretmen örgütten ayrıldıktan sonra Devrimci Yol saflarına katılmıştı. Devrimci Yol Dergisi'nin 25 Mayıs 1979 tarihli 28. sayısında Hasan Çakmak'ın öldürülmesinden Partizan grubu sorumlu tutulmuştu. Devrimci Yol'a göre "Partizancılar devrimci katiliydi"
Sayfa 327: Ankara'nın Seyranbağları semtinde İnayet Bilgiç adındaki 16 yaşındaki genç 22 Nisan 1980 tarihinde kurşunlanarak öldürüldü. İnayet Bilgiç'in öldürülmesinden Devrimci Yol grubu sorumlu tutuldu. TİKP'in yayın organı Aydınlık gazetesinin 25 Nisan 1980 tarihli sayısı bu cinayete ayrılmıştı. Gazetede TİKP Ankara İl Başkanı Ferit İlsever cinayetin Dev-Yol'cular tarafından işlendiğini ileri sürdü.
Sayfa 320: TKP yanlısı Maden-İş sendikasıyla bu sendikaya muhalif Devrimci Maden-İş sendikası arasında sendikal rekabet vardı. İki sendikada sol görüşlü olmasına rağmen aralarında Maocu ve Moskovacı ayrılığı vardı. Fikir ayrılıkları ve ideolojik çekişmeler bir işçinin öldürülmesine yol açacaktı. 16 Aralık 1978 günü Alibeyköy, Esentepe'de gece vardiyasından çıkıp evine giden Demirdöküm işçisi Adem Toygan TKPliler'in açmış olduğu ateş sonucu öldürüldü. Adem Toygan'ın öldürülmesi üzerine bir bildiri yayınlayan Devrimci Maden-İş sendikası "katillerin Moskovacı TKP çetesine bağlı İGD mensupları" olduğunu belirttiler.