·480 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Haziran 2024 10:25 Ben Noa. İsmim ışık anlamına gelse de bunun pek bir önemi yoktu; çünkü annem bana kısaca katil derdi...
Son zamanlarda okuduğum en iyi gerilim kitaplarından olan Oyuncak Müzesi yorumuyla geldim. Emre Gül kalemini seviyorum ama bu kitapta bir başkaydı kalemi. Merak, korku, gerilim, son ana kadar bilinmezlik... Çok severek okudum ve kesinlikle okuyun diyerek yorumuma başlıyorum.
Kitabı katil ve Noa'nın ağzından okuyoruz. Katilin kurbanlarını neye göre seçtiğini, onlara yaptıklarını ayrıntılarıyla görüyoruz. Noa, ablasının ölümünden kendini sorumlu tutuyor. Aslında bunda ailesinin özellikle de ruh hastası annesinin payı çok fazla. Noa'ya evde istenmediğini, kayıplarının suçlusunun Noa olduğunu devamlı Noa’nın yüzüne vuran bir anne nasıl normal olabilir ki? Noa ve ailesi yıllar sonra kasabaya geri dönmüşlerdir. Veterinerde kendisine iş bulan Noa herkese mesafelidir. Eski arkadaşlarıyla yeniden görüşmeye başlarken yeni arkadaşlar edinmeye başlamıştır. Sürekli ölmeyi düşünse de küçük kardeşi için yaşamak zorundadır.
Gelelim katile. Onun ağzından yaşananları okumak çok iyiydi. Katilin kendine ne kadar değer verdiğini, kendini beğendiğini ve sevdiğini anlıyoruz. Kesinlikle Narsist biri ve kurbanlarını bu hayattan kurtardığına inanıyor. Yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışsa da onun ne kadar hasta olduğunu anlıyorsunuz.
Kurbanlarına yaptıklarını burada anlatmayacağım ama Emre her detayı hissettirerek vermişti. Öldürdüğü kişinin yanına ona benzeyen oyuncak bebekleri koyması harika bir ayrıntıydı. Kitap boyunca tahminlerim oldu. Bir tahminim doğru çıkarken, katil beni şaşırttı. Emre öyle bir son yazmış ki şimdi ne olacak dedim. Başta da söylediğim gibi akıcı anlatımıyla gerilimi, aksiyonu ve bilinmezliğiyle bayıldım kitaba. Bu arada baskısı, kutudaki ayrıntılar, posteri ve şeffaf ayracıyla çok güzeldi. Devam kitabını merakla bekliyorum ve size gözüm kapalı öneriyorum.