·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Haziran 2024 11:52 SAYDAM TURP-MO YAN,270 sayfa
Mo Yan(anlamı sakın konuşma!) asıl adıyla Guân Móyè ,Çin’in en ünlü,en sık yasaklanan ve en çok korsan baskısı yapılan 2012 Nobel Edebiyat Ödüllü yazarı.Mo Yan,2012 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken Çin’de doğan ve Çin’de yaşamayı sürdüren ilk Çinli Nobel ödüllü yazar oldu
Yazardan okuduğum ikinci kitap.12 hikayeden oluşuyor.Çin taşrasını anlattığı hikayelerinde bürokrasiyi taşlıyor,yeriyor,kara mizah ve yer yer doğaüstü unsurlarla süslüyor yazdıklarını .”Tuhaf Bir Karşılaşma” ve “Gece Avı” öykülerinde olduğu gibi.Yazarla tanışmak isteyenler için önce Çin tarihini bir incelemeleri gerekiyor.Öykülerin arka planında dönemin siyasal ve toplumsal olayları yer alıyor.İlk okuduğum kitabı “İri Memeler ve Geniş Kalçalar” da olduğu gibi.1.040 sayfa olmasına rağmen çok akıcı ve sürükleyici bir kitaptı.İyi ki o kitapla tanışmışım yazarla.Bir çok okuyucu kitabın isminden dolayı biraz ön fikirli davranıyor ama bence okumakta geç kalmayın,ismiyle hiç alakası olmayıp ,dokuz çocuklu bir kadının hayat mücadelesini ve Çin Kültür Devrimi’ni okuyorsunuz kitapta.Bu da kısacık bir not olsun.Kitap adı,aile genlerinden dolayı kadının ve kızlarının bu vücut özelliklerini taşımalarından dolayı geliyor.
Saydam Turp kitabımıza gelirsek ;Mo Yan, Saydam Turp’un kahramanlarından Kara Çocuk‘u ve kendi yapıtlarını şöyle tanımlıyor:”İnsanüstü bir yetenekle acıya katlanabilen ve insanüstü bir duyarlılığa sahip olan o kara tenli çocuk,bütün yazdıklarımın ruhunu simgeliyor.”Kitabın en uzun öyküsü olan ve adını da veren Saydam Turp kitabındaki Kara Çocuk karakteri o dönem Çin’in siyasal ve toplumsal yapısını çok güzel özetliyor.
Bu öyküler içinde beni en çok “ Terk Edilmiş Bebek” hikayesi etkiledi.Malum Çin nüfusu belli ve bir çocuk doğurma hakkı verilmiş olmasına rağmen ailelerin erkek çocuk sahibi olmak uğruna gizli hamilelikler veya her çocuk uğruna ceza ödemeleri pahasına çocuk doğurmaları,kız çocuk doğduğunda ondan kurtulmak için neler yaptıkları ve hangi yöntemlere başvurduklarını-sıcak suda haşlama gibi insanlık dışı yöntemlerle-anlatan ve adeta kendi toplumu ile alay eden ve eleştiren hikayesi hem çok dokunaklı hem de çok düşündürücüydü.
“Prezervatifler, rahim içi araçlar, doğum kontrol hapları, tüp bağlatma ve kürtaj kaynar suda boğulan Miçinoku bebeklerine( Miçinoku’nun Kuklaları kitabında yazar bebek boğma geleneğinin nasıl yapıldığına atıfta bulunuyor ) yapılan zalimliği ortadan kaldırmak için iyi araçlar olabilir. Ama burada, ayçiçeklerinin sarı sarı açtığı topraklarda işler daha bir karmaşık. Doktorlar ve ilçe hükümeti doğurganlık çağındaki genç erkek ve kadınları elbirliğiyle ameliyat masasına yatırıp operasyon yapabilir, ama bizim köyün on öküzün bile yerinden kıpırdatamayacağı kadar kök salmış fikirlere sahip sakinlerini değiştirebilecek her derde deva bir ilaç var mı acaba bir yerlerde?”
Bu paragraf insanın acımasızlığını ve bunun da devlet eliyle yasal hale getirilmesinin en güzel örneğini yansıtıyor okura.
Kitapta etkilendiğim diğer öyküler,Uçan Gemi,İlk Aşk,Altın Sazan ve Tünel.
Kitabı yavaş ve sindirerek okuduğunuzda,eski Çin kültürü hakkında araştırma yaptığınızda büyük bir zevk verecektir.