Gönderi

SEN BENİMLE DEĞİLSEN, BEN NASIL SENİNLEYİM!
BİR Yüzünüzde geçen Eylül'den bir şeyler kalmış. Bakışlarınızda o eski, içe işleyen o ışıltı yok. Solgunsunuz, sahaftan alınmış eski bir kitap gibi... Söndü mü yoksa içinizdeki o büyük yangın, dışarıya vuran bir alameti kalmamış. Ayakta eskimişsiniz sanki, adımlarınızın canı kalmamış. Gideceği yeri bilmez gibi yürüyorsunuz her yolu. Sözler, dilinizden dökülürken unutuveriyor sanki ne maksatla söylendiklerini. Durmuş bir saat gibisiniz, zamanla ilişkiniz bitmiş. ... Hayattasınız şüphe yok, ama hayat sizinle değil belli ki! ... Kelimeleriniz kırık dökük, diğer teki kaybolmuş porselen fincanlar gibi manasız, yersiz, yurtsuz... Sadece sizi vuran bir fırtına kopmuş da sökmüş koparmış hayattan köklerinizi, savurmuş oraya buraya sanki sizi. Kaybolmuşsunuz, eliniz tutunabileceğiniz her şeyden aynı anda kurtulmuş da sanki, öylece uzay boşluğuna sürüklenmişsiniz. Bu sürüklenme hali sizin anlarınız olmuş, saatleriniz, günleriniz, aylarınız, yıllarınız olmuş. Keşke, bütün bunlar olmadan önce cesaretinizi toplayıp bir kapıyı çalmış olsaydınız, herhangi bir kapıyı. Bir yüze dokunmuş olsaydınız. Telaffuzunda zorlanmadığınız bir tekerleme bulup insanlık korosuna katılmış olsaydınız. Keşke, biraz yaşamış olsaydınız, herkesin sorgu sual etmeden, orasına burasına takılmadan, kıyısının köşesinin hesabını tutmadan yaşadığı gibi yaşasaydınız siz de biraz hayatı. Bir anını, birkaç dakikasını, ne kadarı oluyorsa o kadarını... Keşke, birinin elinden bir bardak su içseydiniz, yıkasaydı içinizin karanlığını, arıtsaydı kederinizi. Su şifadır malum, içseydiniz biraz. Kana kana olmasa da yana yana.
Sayfa 6 - GÖKHAN ÖZCAN - SERÇE PARMAĞI
·
26 görüntüleme
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.