Kalemiyle ilk kez tanıştığım yazarın ön yargıyla başladığım kitabı, baştan sona beni utandırdı desem yeridir. Türk bir yazardan polisiye ne kadar olur kidüşüncesiyle karşıma daha önceleri de çıkan bu kitabı görmezden gelmiştim. Çok şey kaçırmışım.
Şimdi ise, nerden başlasam nasıl anlatsam bilemiyorum, ne desem az kalacak çünkü. Kurgu müthiş, karakterlere yabancı isim verilse yabancı polisiye okuyor kıvamında. Hatta, yazar Michael Connoelly'nin Bosch serisi tadı var desem yanlış olmaz.
Daha ilk başlarda, parkta gözleri çıkarılmış bir cesetle başladı hikaye sonrasında da tutabilene aşkolsun.
Eşini kaybettikten sonra istifa eden cinayet masası eski başkomiseri Ömer'den, basının "Tilki" adını taktığı katili bulması için yardım istenir. Ömer'e bu soruşturmada basın muhabiri Büşra da eşlik eder. Cinayetlerin devamının geleceğini hatta sıradakinin kim olacağını suç mahalline bırakılan mesajlardan tahmin etmeye çalışan
ekibin işi bir hayli zor.
Okurken bu kadar detaya gerek var mıydı diye düşündüğüm anlar olmadı değil, fakat sonrasında detaylar niye vardının cevabı çıkıyor karşımıza. Katil bu, yok şu derken tam bir ters köşe öylece kalakalıyor insan.
Elimden bıraktığımda aklımın kaldığı, sayfaların su gibi aktığı, zekice kurgusuyla merak, gizem ve heyecanın hiç bitmediği, filmi olsa izlerim tadında tastamam bir polisiye gerilim kitabıydı. Eksiği yok ne ararsanız fazlası var.
Çok keyifliydi.