Anupam, Taj Mahal gibi bir evde kocasının ailesi ile yaşıyor. 24 ayar altınları, elmas bilezikleri, küpe ve gerdanlık setleri var. Şişmiş gözünü ne zaman gizlemesi gerekse, Taj Palace Otel'de cilt bakımı ve makyaj yaptırabiliyor. Anu böyle zamanlarda dışarı çıktığında, gözüne güneş gözlüğü takmak zorunda...
Kocası ile olan evlilikleri, aileleri tarafından ayarlandı. Şimdi Chetna isminde - aslında o çocuk sahibi olmayı hiç istememişti- dünya tatlısı bir kızı var... Kitap gerçekten çok dolu dolu bir kitap. Hindistan'a ilgi duyan biriyseniz, özellikle okumak hoşunuza gidecektir. Kitapta anlatılan sadece iki kadının hayatı değil. Hindistan'da kadınların yaşadığı, yaşamak zorunda kaldığı sorunlar, kültürleri, dinleri, ahlaki değerleri, aile bağları vs. gibi pek çok şey var. Özellikle okurken hayrete düşüren kast sistemi... Dinlerine olan bağlılıkları, güçlü inançları ve daha pek çok şey. Tv kanallarında yer alan Hint dizilerini izleyenler hayli fazla ya da Hint filmlerini... Genelde dizi ve filmlerinde de toplumun yaralarina yer verilse de gerçekte durum o renkli dünyada görünenlerden çok daha fazlası. İsminin Anu ya da Damini olması fark etmiyor, her ikisinin de bhagya'sı kötü, ikiside kadın...
İsim önemli değil. Anu, Damini, Goldina... Hangi sınıftan oldukları -kast- önemli değil... Bir kız çocugu olarak doğmak, doğumuyla başlayan bir itilmişlikle yaşamak demek. Aile her kız için çeyiz hazırlamak zorunda ve bu aile için maddi kayıp demek. Kız evlat sahibi olan annenin evladına süt vermeyi reddetmesi ve bebeği ölüme terk etmesi, babanın bir kız evlada ismini vermeyi reddetmesi... Kadın olmak başlı başına yeterince zorken, Hindistan'da kadın olmak birde üstüne kız çocuğu doğurmak kötü bir talihle eş. Kadınların kocalarından dayak yemesi, yetmeyip kocasının ailesi tarafından da tartaklanması... Bir kadın bir erkeğin yanında bir hiçtir. Bir kadın neyi başarabilir ki? Bir kadın yaptığı her şey için -doğru yanlış fark etmez- sadece kocası tarafından eleştirilmekle ödüllendirilir. Bir koca -barınma,yeme, içme- karısının ihtiyaçlarını karşılıyorsa, karısını dövmesi neden sorun olsun ki?
Bu ve bunun gibi düşüncelerle örülmüş bir hapishane ve parmaklıklar arkasında binlerce -ölü ya da sağ- masum bebek, kızlar ve kadınlar düşünün... Kitapta Bhagya, Dharma, Kast gibi her yabancı kelime numaralandırılmış ve anlamı sayfa bitiminde verilmiş. Her kitap bir yolculuk demişler. Bir kitap bir yolculuğa eş. Öykünün karakterleri gerçekten hafızalara kazınacak cinsten. Olay örgüsü müthiş. Kitabın sonlarına doğru kendimi bir Hint filmi izler gibi hissetmedim desem yalan olur. Bu arada Himt filmi izleyenler bilirler, şöyle rengarenk bir üç saatlik film. -izlemeyenler sadece kıyafet değiştirip dans ettiklerini düşünürler nedense- dans, günlük yaşamın olağam durumları, toplumsal sorunlar, toplumsal sorunlara basit sevgi dolu çözümler ve son olarak tüm topluma verilen tertemiz güzel bir olumlu mesaj içerir. Film bittiğinde hem "İşte bu" dersiniz, hem de "bir üç saat daha olsaydı da izleseydim" diye düşünürsünüz. Kitap bittiğinde bu 650 sayfalık kitap değil 650, 1650 sayfada olsa okurdum, okumak isterdim dedirtiyor. Hindistan'ta yaşamadığınız sürece, zaman zaman ziyaret etmiş bile olsanız, onların toplumsal sorunlarını, kültürlerini, dinlerini çok iyi tanıdığınızı ki hatta kısmi olarak bildiğinizi iddia etmeniz bile oldukça güç. Başlı başına kast sistemleri, Tanrı ve Tanrıçaları ve bununla ilgili hisleri bile sizlere bir anlam ifade edemez. Orada doğup büyümedikçe anlayamazsınız. Kitap size biraz daha onların kültürünü tanımanız için kapı aralıyor diyebilirim. Sadece biraz... Kitapta Anu ve Damini ana karakterler olarak 650 sayfanın sonuna kadar benimleydiler. Kitabı okumayı bitirdikten sonrada beni terk etmediler. Hafızamın derinliklerinde olacaklar her zamanda. Okuduklarım, -erkeklerin sorunlarına da değiniliyor- Hindistan'da kadınlara bakış açısı, bir kadının bir eşyadan daha az önemli olduğu ve kızların ise yüklü bir miktar çeyiz ödemesi gerektiği için aileler tarafından bir yük olarak görüldükleri ile ilgiliydi. Yakın tarihte bu durumun kitapta anlatıldığından çok daha minimal bir düzeyde belki hala olabileceğini düşündüm.
Bir annenin kendi evladını bir yük olarak görmesi, bir annenin sadece kız olduğu için karnındaki bebeği öldürmek istemesi gerçekten kabul edilebilir yahut anlaşılır şey değil. Eminim yahut umarım günümüzde bir şeyler bu kitapta anlatıldığından daha farklıdır.