10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2024 128. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2024 02:11
"Eril toplumlarda kadına dayatılan ikincil olma hali kadın doğduğu andan itibaren yüklenmiyor mu? Hatta kadınlara ezberletilen anne olma içgüdüsü ve erkekleri mutlu etme kodlarla mı aktarılıyor?" Yazarımız toplumsal konuları öyle derinine öyle detayına işlemiş ki, toplumun yarasına bir nebze şifa, merhem gibi. Çağlar, devirler boyunca kadının bir çok toplumda adı bile yok. Ve bu ne yazıkki değişmeyen, belki de hiç değişmeyecek bir olgu. Atasözleri ve deyimlerle kadına verilen değer ve değersizlik, cinsiyet ayrımcılığına detaylıca değinmiş. Sadece doğduktan sonra değil, genetikle de geçiyor. Kadının dibe çekilmesi, göğe çıkarılan erkekler. Kadını çoğunlukla ikinci kılan, bir erkeğe bağlı yaşaması gerektiği tezini ortaya koyan pek çok atasözü, toplumsal ayrımcılığı da açıkça ortaya koyuyor." "Kadının yeri erkeğin yanıdır." "Kadın erkeğin elinin kiridir." "Kadın erkeğin şeytandır." Kadını küçümseyen, aşağılayan, hiçe sayan buna benzer birçok deyim, atasözü mevcut lügatımızda. "Oysaki gökyüzünün yarısını kadınlar taşır." Kadındır; doğuran, çoğaltan, yuva yapan, derleyen, toplayan, inşa eden, aynı zaman da düşmanı yine kendisi olan kadın. "Coğrafya kaderdir". Coğrafyadan coğrafyaya değişen kültür, yaşantı farkı kadına verilen değer konusunda da farklılık göstermekte. Kadın olmanın en zor olduğu toplumlarda birinde yaşıyoruz. Bizi yetiştiren bireylere de çok iş düşüyor aslında ama onlar geleneklerden vazgeçmeyecek, ne gördülerse ne duygularsa ne yaşadılarsa kendinden sonraki gelecek içinde aynısı yapmış, yaptırmış, dayatmıştır. Çocuk yetiştirmek,kendini yetiştirmek, iyi bir birey olmak ve bu yetiştirdiğin bireyin hayatı boyunca rol modeli olmak çok zor. Kadın eğitilirse, tüm dünya eğitilir. "Oğlan babadan öğrenir ok atmayı, kız anadan öğrenir çalım satmayı." Asırlardan bu zamana, çocukluktan bugünümüze cinsiyet ayrımcılığı ince ince genetiğimize işleniyor. Kadın erkeği dünya getiren insan olsa da ikinci planda yine kendisi olmuştur. Kız çocuklarına çocukluklarından beri dayatılan şeylerin ne yazıkki miladı dolmuyor. Her çağda çoğu toplumda kanıksanmış, âdeta kural kanun haline gelmiş. Kızlar gülmez, kızlar çok konuşmaz, kızlar bacak bacak üstüne atarak oturamaz, kahve içmez, yalnız dışarı çıkmaz, düşünemez, kendi düşünce fikirlerini savunamaz. Hatta aşık bile olamazlar, sevgilileri olamaz. Belli bir yaşa geldiğinde baba evinde fazlalık gözüyle bakılıp bir an önce evlendirme telaşına düşülür. Çocukluğunu yaşayamadan kadın, kadınlığını yaşayamadan anne, anneliğin ne olduğunu bilmeden koca bir yükü sırtında taşıyıp, kusursuz bir hayat kurup yaşamaları beklenir. Kadını yerin dibine sokup, erkeği nasıl yüceltiriz? Töre, örf, adet, gelenek görenek bu kavramlara sığınarak kadını bir hiçe sayan toplum. Çocuk olan, abla, anne, eş olan hiçbir zaman "kendi" olamayan kadın. Toplumsal cinsiyet, toplumların onayladığı kadın erkek rolleri, efsaneler, masallar sözlü halk kültürü, filmler reklamlar iletişim araçları ile nesilden nesile aktarılmaktadır. Aileyi büyütürüz, evladımızı büyütürüz, örgü dantel vs. başlar onu büyütürüz. Kendimizi büyütürüz hatta annesinin eğitimediği eşlerimizi büyütürüz de farkında bile olunmaz. Kadın kendi değerinin, kimliğinin farkına varsa çok şey değişecek aslında. Başı dik, dimdik ayakta, haksızlık karşısında susmayan, her zaman kendini eğiten, geliştiren değişime ayak uyduran. Kendisine dayatılan toplumsal cinsiyet kavramını kabullenip kız çocuğuna aşılamaktan vazgeçen. Kadına dayatılan öğretilmiş cinsiyet konusunu, kültürümüzün, edebiyatımızın temelini oluşturan atasözleri ve deyimlerle derinine anlatmış yazarımız. Toplumsal cinsiyet, anne kadın farkı, kadına şiddet, kadın cinayetleri, şiddet gören kadın ve şiddetin sorumlusu erkekler teması detaylıca işlenmiş. Kadın ve erkek arasındaki devasa uçurum.Sosyal hayatta, ailede okulda, kadını ikinci sınıf yapan yine kadının ta kendisi. Erkek; güçlü, akıllı, yöneten, cesur, atılgan karakterlerine bürünürken. Kadın; kendi ayakları üzerinde duramayan, güçsüz, duygusal, korunmaya ihtiyacı olan, geride bırakılan model... Horlanan, dışlanan, ötekileştirilen. Kadının toplumdaki rolü, erkeklere göre daha dar bir alanda... Cennet ayaklarının altında ama söz hakkı yok. Her konu da fikri alınır ama söz hakkı yok. Ana gibi yar olmazdı hani? Yoksa analar kadın değil mi? Kitapla kalın. Hatice Dökmen
Atasözleri ve Deyimlerle Öğretilmiş CinsiyetHatice Dökmen · Destek Yayınları · 202498 okunma
·
92 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.