Marksizm ve Martin Eden
10/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2024 20. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2024 12:22
Martin Eden'i Marksist açıdan tekrardan ele alıp yorumlama (İnceleme Spoiler içermektedir.) Jack London, belli bir olgunluğa vardığı andan itibaren sosyalist örgütlerde ve toplantılarda yer almıştır. Yazdığı kitaplar görüşleri doğrultusunda şekillenmiştir. "Demir Ökçe" gibi kitaplarında direkt olarak belirttiği görüşlerini "Martin Eden"de daha gizli ve ılımlı şekilde ele almıştır. Bundan dolayı da kitap hakkında birçok yanlış anlaşılma doğmuştur. Kitabın yazarının Marksist olduğunu bilmeyen okur, kitabın amacının tam tersini algılayarak Jack London’un eleştiri oklarına tuttuğu idealleri benimsemeye başlar ya da özellikle gençler arasında kitap, salt bir aşk kitabı gibi (Jane Eyre gibi) okunur. Şimdi kitabın kendisine geçelim... Jack London kitapta, kapitalizmin yarattığı bireyleri, bireylerin davranışlarını ve bireyler arasındaki sınıfsal farkların açtığı uçurumu eleştiri oklarına tutar. Özellikle sınıfların yarattığı uçurumu açık bir şekilde ifade eder Jack London. Kitabın başlangıcında yüzümüze çarpar sınıfsal farklılıklar. Martin bir yere çarpmadan yürüyemiyordur bile. Diksiyonu kötüdür ve eğitimi yetersiz olduğunu en azından bastırmak için okuduğu iki kitap ve ilkokulda aldığı takdirler hakkında övünür. Anında pişman olur tabii ama zamanı geri alacak güçte değildir sonuç olarak. Ruth tam tersidir, görgü kurallarını bilir, diksiyonu tam bir burjuvaziye yaklaşacak kadar iyidir, üniversiteyi bitirmesine az kalmıştır. Entelektüel birikimi yüksektir. Ve o zamanlar genellikle burjuvazide yaygın olan (20. yüzyılın yarısından sonra tüm halk kitlelerinde görülmeye başlanan) bir çıkar uğruna aşık olur Martin'e, hatta Martin'e değil, bedenine. Aşık olduğunun farkında bile değilken sınıfına uygun olarak aşık olur. Martin ise tam tersidir, hiçbir çıkar gözetmeden sevmiştir Ruth'u. Martin, sınıfsal farklılığı minimalize etmek için veya Ruth'un sınıfına ulaşmak için kendini geliştirmeye çalışmıştır. Görgü kurallarına, diksiyona, felsefeye, şiire çalışır ve okur. Bu arada çıktığı 8 aylık seferde de (kendini geliştirirken gereken para için çıkar) bunlara devam eder. Döndükten sonra bir yazma hevesi tutar Martin'i. Tabii bunu yine Ruth için yapar, maddi olarak onunla aynı düzeye ulaşıp evlendikleri muhtemel bir senaryoda onu rahat ettirmek için. 8 aylık seferden kazandığı para bitince iş bulma kurumunda karşılaştığı Joe sayesinde çamaşırhanede işe girer... Bu çamaşırhane işinde Karl Marx'ın "1844 El Yazmaları" ve "Alman İdeolojisi" kitaplarında ele aldığı yabancılaşma teorisinin ta kendisini görürüz. Hem Martin'in hem de Joe'nun çalışırken muazzam bir yorgunluk içinde olduklarını görürüz. Çalıştıkları koşulların ağırlığı ve çalışma saatlerinin uzunluğu nedeniyle özgürce fiziksel ve entelektüel faaliyetlerde bulunamazlar. Martin okumayı da yazmayı da bırakır (kendine yabancılaşma). Joe ile birlikte içmeye başlar çünkü bu koşullarda kendi benliğine ulaşmanın tek yolu budur onun için. Topluma karşı önyargılı bir tutum geliştirir, aynı şekilde patrona da sinirlenir. Hatta zaman zaman Joe'ya karşı tavır almaya başlar (topluma yabancılaşma). Kendi benliklerinden tamamen koptukları işin süresini azaltmak için Joe farklı yöntemler keşfetmiştir. Eninde sonunda Joe ve Martin ortak bir karar alarak işten ayrılırlar. Martin eski yaşantısına dönmeye çalışır ve denizlere açılmaya karar verir; Joe ise bir tür "lümpen" olur (Martin'in ölümünü gerçekleştireceği sefer haricinde denize açılmaz). Bir süre sonra yazma hevesine geri döner ve yaşantısına devam eder, kendini bir burjuva mertebesine ulaştırmak için zorlar. Bu sırada Ruth'la sürekli görüşür. Bunun üzerine Ruth'un annesi şüphelenir ve Martin hakkında Ruth ile konuşur. Ruth annesine Martin'e aşık olmasının imkansız olacağını söyler ve buna sebep olarak sınıfsal farklılığı öne sürer. Annesi ve babası bundan dolayı mutlu olur çünkü düzenli bir işi bile olmayan Martin'in Ruth ile ilişkisi Burjuvazinin onuruna (olduğu pek şüpheli) hakaret sayılmaktadır. Martin kaba saba bir denizcidir sonuç olarak. İki genç arasında nikah kıyılınca Ruth, Martin'i belli bir kalıba uydurarak eğitmek istediği için yazarlığa hafiften karşı çıkar ve düzenli bir işe girmesini ister. Çünkü o bir burjuvadır ve belli kalıplarda didinmeyi fazlasıyla sevmektedir. Annelik ve çıkar içgüdüleri alevlenmiştir, Martin'e güvenmemektedir. Martin ona güvenmesi gerektiğini söylemekten başka bir şey yapmaz. Martin Eden bu sırada gelişmeye devam eder ve Sosyal Darwinizmi benimser. Aşırı bireyselleşir, Ruth'dan bile kendini üstün görmeye başlar. Çünkü kendisi burjuvazinin belli sanat kalıplarına ve dar görüşlerine sahip olmadığını düşünmektedir. Sadece kendi fikirlerinin doğru olduğuna inanır, farkında olmadan Ruth'la aynı kaderi paylaşmaktadır. İşçi sınıfından uzaklaşır ve Nietzsche'nin ahlak anlayışını benimser. Egosu aşırı düzeyde artar, her kendini eğiten kişide olduğu gibi.. Şuana kadar bahsetmesem de Martin sürekli yazarak dergilere yazı gönderiyordur ve çoğu kabul edilmiyordur. Çünkü piyasanın ve yayınevlerinin istediği gibi yazmıyordu, yaratıcılığını kendi isteğiyle kısıtlamak zorunda kalır ve onlara uygun şekilde yazar. Bunlardan çok az para kazanır. Sefil bir hayat sürmektedir, kapitalin bir kurbanıdır sonuç olarak... (Lokalde yaptığı sosyal darwinizm savunması ve sonuçlarını hemen atlayarak devam ediyorum.) Martin hayatını adadığı Ruth tarafından terkedilir. Bu felaketten sonra yazıları kabul olmaya başlar. 300 dolarlık çek alır, ama artık bunlar onun için bir şey ifade etmiyordur. Satmaya başlamıştır yazdıklarını, ama neye yarardı ki? Asla ruhunu doyuramıyordu. Başarısı ona bir felaket getirmişti, çünkü yaptığı her şeye rağmen hala yalnızdı. Etrafından insanlar eksik olmuyordu tabii, ama sadece zengin olduğu için bunlar... Lizzie'nin aşkı ve işçi sınıfının dostluğu gerçekti sadece, bunu farketmişti. Sınıf bilinci ona çok daha geç indi. Kurtuluş olmasına rağmen bireyselciliği onu yiyip bitiriyordu, tek çare ölümdü artık. Son kez açıldı gemiyle, hem de en özel yerde, kaptanın yanında. İntihar etti soğuk sularda, yaşama içgüdüsüyle karşı karşıya kalarak... Öylesine bilgi; Özellikle Amerika yerlileri arasında eskiden var olan ve şimdi ensest olarak adlandırılan ilişkilerin arta kalan yansımaları kitapta görülmektedir.(Örneğin abla-kardeş öpüşmesi) Amerika'daki yerli kabileler sayesinde Morgan, Engels ve daha birçok düşünür ailenin kökenlerini incelemişlerdir. Ensest, ilkel çağlarda, özellikle tarım devriminden önce aile ilişkilerinde yer almıştır ve zamanla yasaklar getirilerek yok olmuştur.
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
·
74 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.