İnsan hayatı, birçok hikâyenin birleşiminden oluşur. Kimi artık zaman aşımına uğramıştır, üzerinizde bir hükmü yoktur, belli belirsiz silik bir anıdır. Kimi ise sizi artırmış ya da eksiltmiş, bir şekilde iz bırakmıştır. En çok hatırlananlar 'bu böyle olmamalıydı' hissi veren, olup bittikten sonra eğer planladığım gibi yaşansaydı ne olurdu diye düşündürenlerdir. Hani bir yarım kalmışlık duygusu vardır ya, işte o hikayeler...
Sarıkanat, hayatın içinden alınmış, tam da o duyguyu veren sekiz öyküyü içeriyor. Çoğunlukla eğer o anda şöyle bir seçim yapsaydı ne olurdu diye düşünüyorsunuz. Bir kısmında kadın erkek ilişkilerine dair çeşitli bakış açılarını görüyoruz.
Sekiz öykünün ortak yanı ise kesinlikle yazarın anlatımının etkisi oluyor. Sizi alıp o anın içine çekiyor. Bir an, 1980 darbesinin ilk günü, aklında sevdiği kızdan başka bir şey olmayan genç bir delikanlı oluyoruz; tedirgin, endişeli. Diğer öyküde sahilde ter içinde koşuyoruz aklımızda binbir düşünceyle. Anın içindeyken trajik ama geriye dönüp bakıldığında trajikomik... Kesinlikle etkileyici bir kalem, öykü severler tanışmalı. Büyük bir keyifle okudum.