10/10
·696 syf.··
Beğendi
·
2024 45. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2024 18:59
Uluslararası Çatışma Bölgeleri, Aktörler, Eylemler ve Dönüşümler, Dora Yayınlarından çıkan 696 sayfadan oluşan Prof. Dr. Zafer Akbaş, Dr. Veysel Babahanoğlu ve Mehmet Fatih Argın’ın editörlüğünde akademisyenler ile doktora ve yüksel lisans öğrencilerinin makalelerinden oluşmaktadır. Kitap, dünyadaki çatışma ve kriz bölgelerin incelemektedir. Krizlerin sebepleri, tarafları ve etkileri üzerinde durmaktadır. Kitapta Afrika ülkelerine geniş yer verilmiştir. Portekiz ile başlayan sonrasında İspanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya ve Almanya ile devam eden sömürgecilik sürecinde önce Afrika’nın kıyı bölgeleri 1885 yılında toplanan Berlin Konferansı ile de tüm Afrika bu ülkeler tarafından paylaşılmış ve sömürülmüştür. Sömürgecilik sürecinde günümüz Afrika ülkelerinin sınırları oluşturulurken bu ülkelerin iç dinamikleri değil de Avrupalıların çıkar alanları baz alınmıştır. Bu sebeple binlerce etnik ve dini grubun yaşadığı Afrika’da bu yapılar bölünmüştür. Bir ülkede çoğunlukta olan grup, hemen sınırdaş ülkede azınlık durumuna düşmüştür. Avrupalı ülkeler de bu ülkeleri rahat sömürebilmek için bazen çoğunlukta olan grupları, diğer azınlıklara karşı bazen de azınlıkları çoğunluğa karşı desteklemiştir. Bu durum ise bu ülkelerde kaos ve krizin hiç bitmediği süreçleri başlatmıştır. Ayrıca, kendi ülkesinde hakimiyetini sağlayan etnik grup, bu defa da sınırdaş ülkede bulunan baskı gören kendi etnik grubundaki insanlara yardım etmek veya onlarla birleşmek adına komşu ülkelerin iç işlerine müdahale etmeye ve o ülkelerdeki çatışma ve krizlerin tarafı olmaya başlamıştır. Sömürgecilik öncesinde dünyanın diğer kesimlerinden oldukça izole bir hayat yaşayan Afrika’da ulusal bilinç, devlet geleneği, ortak kültür ve tarih etrafında birleşme, demokrasi gibi düşünce ve yaklaşımlar yoktu. Kabilecilik anlayışının hakim olduğu kıtada, Avrupalı sömürgecilerin gelişiyle de bu durumda bir gelişme olmadı. Hatta sömürgeciler, Afrika’nın zengin yeraltı kaynaklarını ve insan gücünü sömürmek için kabile yaşamını daha da teşvik edip kullandı. Sömürgecilik sonrasında bağımsızlıklarını kazanan Afrika ülkeleri, devlet geleneği, siyasal sistemler, milli bilinç, kısacası devlet olma bilincinden yoksun olduklarından bağımsızlığına kavuşan devletleri de tıpkı kabile yönetir gibi yönettiler. Bu durum, bağımsızlığına kavuşan ülkelerde iç savaşların çıkmasına ortam hazırladı. İç savaşlara, Avrupalı güçlerin de dahil olmasıyla günümüze kadar devam eden halen daha çözülemeyen çatışma, krizler yaşandı. Batılı ülkeler, çıkarlarını ilgilendirdiği oranda iç savaş ve krizlere dahil olurken çıkarının olmadığı noktalarda on binlerce insanın birbirini öldürmesine göz yumdular ve sessiz kaldılar. Yukarıda kısaca bahsettiğim durum, kitapta Afrika’daki çok sayıda ülke üzerinden ele alınarak anlatılmıştır. Latin Amerika’daki çatışma ve kriz bölgelerinde etnik ve dini temelli sorunlar pek görünmezken bu bölgedeki sorunların kaynağını ülkelerin sınırdaş ülkelerle çatışması, bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından Batılı ülkelerce desteklenen darbelerle seçimlerle yönetime gelen siyasi iktidarların görevden uzaklaştırılması oluşturmaktadır. Afrika ülkelerinde önceleri, Portekiz, İspanya, Hollanda, İngiltere, Fransa, Belçika, Almanya ve Almanya, sonrasında ABD, Rusya ve Çin, çatışmalarda taraf ve etki eden güç olurken Latin Amerika’da ise ABD ve Rusya’nın baş aktör olduğunu görüyoruz. Yine Kafkaslar, Ukrayna ve Türkistan’da ise hem Rusya’nın emperyalist amaçları hem de bu bölgelerin Rusya ve ABD’nin kendilerini doğrudan çatışma içine sokmadan üçüncü taraflar üzerinden yürüttükleri egemenlik mücadelesi çatışma ve krizlerin temel sebebi olmuştur. Çatışma, kriz ve iç savaşların sebepleri az çok bütün bölgelerde benzerlik göstermektedir. Çözümü ise aslında basit bir o kadar da güçtür. Bugün Türkiye’de devlet geleneği denilen basitçe ifade edilen bu kavram, çatışma ve krizlerin yaşandığı kitapta bahsi geçen ülkelerin tamamında yoktur. Ayrıca bu ülkelerin milli bilinçten yoksun olması, ortak kültür ve tarih ile güçlü bir birliktelik kurarak birleşik bir güç olmak yerine mikro düzeyde yapıları kendileri için yeterli görmeleri sorunların baş sebebidir. Türkiye’de sürekli olarak yeni etnik ve dini tanımlamalar yapılmak isteniyor. Oysa Afrika’da hemen her ülkede yüze yakın etnik grup, 50’ye yakın din bulunmaktadır. Eğer refah toplumunun zirvesinde olan Batı Avrupa ve İskandinav ülkesi değilseniz çok etnikli ve çok dini yapılanmalı yaklaşımlar iyi bir şey değil tam aksine felaket olmaktadır. Avrupa’da etnik kimlik tanımlamaları olsa da yüksek derecede de ulusal bilinç vardır. Afrika ülkelerinde ise çok etnik ve din varken milli bilinç yoktur. Avrupalılar, kendi içlerinde bile soruna sebep olan çok etnikli yaklaşımları milli bilinçle aşmaya çalışırken bunun tam tersini kendi dışındaki ülkelerde teşvik etmektedir. Etnisite doğuştan gelen bir durumdur ancak etnisitenin varlığı milli bilincin önünde bir engel değildir. Bunun en iyi örneğini ABD’de görmekteyiz. Çok etnikli ve dini yapılı bir ülke olan ABD’de ABD bayrağına büyük bir saygı vardır. Afrika’da Avrupalılar tarafından sömürülen bir Cezayirli, Fransa’ya bakan olduğunda Fransa’nın emperyalist düşüncelerinin bir numaralı savunucusu olabiliyor. Bu tarz kitapların herkes tarafından okunmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitapta bahsi geçen hiçbir ülkenin Atatürk gibi bir lideri olmadı. Bu ülkelerde yönetime gelen liderlerin tamamı hemen ülkelerinin zenginliklerini kendi kabile ve taraftarlarına yedirme gayretine düştü. Atatürk ise siyasi bağımsızlığı ekonomik bağımsızlıkla taçlandırmak için üretime kalkınmaya ülkenin zenginliklerini ülkenin gelişmesine kullandı. Bugün Nijerya petrol ve doğalgaz yataklarıyla Suudi Arabistan ve Katar değerinde bir ülke iken bunu ekonomik bir değere ve zenginliğe dönüştüremiyor. Bugün oturduğumuz yerden 2024 yılından 1923 yılında şu niye böyle olmadı diye tartışıp duruyoruz. Oysa 1922’de ülke bağımsız bile değildi. 1923’te bağımsızlık sağlanınca da ülkede insanların şekeri bile yoktu. O günlerden bugünlere geldik. Sorunlarımız devam ediyor. Ancak milli bilinçle iyi bir hukuk sistemi ve demokrasi ile bu sorunların tamamı aşılabilecektir.
Uluslararası Çatışma BölgeleriKolektif · Dora Yayınları · 20242 okunma
·
82 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.