Doğru! Haki Ya Mungu!
9/10
·800 syf.··
2024 13. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2024 00:00
Kitapta bir karakterin sürekli kullandığı bu kalıbı başlık olarak seçmek istedim. Svahili dilinde ''Tanrı'nın Doğruluğu'' anlamına gelen bir söz öbeği. Bu açıklamadan sonra incelememe geçebilirim. Yazardan okuduğum ilk kitap Kargalar Büyücüsü oldu. Hatta yazar bir yana, Afrika edebiyatıyla tanışma kitabım oldu. Hayalî bir ülke olan Aburirya’dayız. Bu hayalî Afrika ülkesi diktatörlükle yönetilmektedir. Ülkenin başında bir hükümdar vardır ki, ismi dahi geçmez. Varsa yoksa hükümdardır, haşmetmeaptır; ismi yoktur. Ne zaman hükümdar olduğu belirsizdir, çok uzun zamandır hükümdardır o. Kitabın bir yerinde yükseliş serüveni anlatılsa da her şey çok hızlı olmuştur. Aburirya, Batı’nın sömürgesi iken bağımsızlık savaşı vermiş; bağımsızlığını kazanmış bir ülkedir. Fakat halkın dertleri bitmek bir yana, giderek artmaktadır. Hükümdar Batı’yla olan ilişkilerini sömürge döneminde olduğu gibi iyi tutmaya çalışsa da işler değişmiştir. Artık Batı’ya taviz vermeden, onların gönlünü hoş tutmadan hükümdarın onların nezdinde pek de bir önemi kalmamıştır. Hükümdarın dalkavuk bakanları da hükümdardan çok hükümdarcı görünürler. Hükümdarın gözüne girebilmek adına her şeyi yaparlar ama içten içe hükmetme arzusuyla da dolup taşarlar. Roman, hükümdarın hastalığıyla ilgili farklı iddialarla başlar. Sonrasında bu hastalık konusu romanın sonlarına kadar gündeme gelmez. Aburirya halkı ise sefalet çekmeye devam etmektedir. İşsizlik almış yürümüştür, eğitimli insanlar dahi iş bulmakta güçlük çekmektedir. Bunlardan biri de Kamiti, namıdiğer ‘‘kargalar büyücüsü’’dür. Kargalar büyücüsü, her şeyi başlatan o ilk adımı atar, devamı da domino etkisi gibi olur. İş aramak uğruna çıktığı yolda Kamiti’nin büyücülüğe uzanan hikâyesini okuruz. Olayları tek tek anlatacak değilim. Romanın yer yer 1984 esintileri sunduğunu söylemek de pek yanlış olmaz. İktidar haricinde bir oluşumun düşünülemediği bu hayalî ülkede hükümdar tanrı ile bir tutulur. Her ne kadar hükümdar bundan rahatsız olduğunu ifade etse de içten içe bu kıyaslar hoşuna da gider. Bir yandan kargalar büyücüsü, diğer yandan bakanların ve diğer dalkavukların faaliyetleri devleti kaosa sürükler. Adına ‘’Cennete Yürüyüş’’ denilen bir projeyle hükümdarın aklına giren bakanlar, olayların akışını değiştirir. Bu proje, modern zamanların bir ‘‘Babil Kulesi’’ diyebiliriz. Gökyüzüne ulaşacak bir yapıyla hükümdarın âdeta tanrı katına ulaşması hedeflenmektedir. Tabii bu proje için gerekli kaynağı sağlayacak farklı güçler vardır. Hikâyemiz bir yandan bu projeyi ele alırken diğer yandan kargalar büyücüsü sahneye çıkar. Her ne kadar kendisi büyücü olmak istemese de şartlar onu büyücü olmaya iter. Büyücülük macerası da epey iyi başlayınca işler bambaşka noktalara gelir. Tabii Kamiti, yani kargalar büyücüsü dışında onun kadar önemli bir de kadın karakterimiz vardır; Nyawira. Onun önderliğinde kadınların etkisi romanın odak noktalarından biridir. Romandaki güçlü kadın portresi bir hayli dikkat çekicidir. Aburirya’da erkeklerin eşlerini dövmesi normaldir. Yer yer bunun ciddi örneklerini de romanda görürüz. Böyle bir ortamda kadın dayanışması ve başkaldırısı yazarın özellikle üstünde durduğu konulardan biri olmuştur. Kaldı ki hükümdar da eşine hiç iyi davranmamaktadır. Böyle bir ortamda insanların protestoları başlar. Kuyruk çılgınlığı adı verilen halk toplanmaları, yapılan eylemler ve kadınların başını çektiği Halkın Sesi Hareketi derken hükümdar zor durumda kalır. Olaylar birbirine bağlı olarak ilerlese de bir noktada çok karışır. Özellikle hükümdarın bakanları olan Machokali ve Sikiokuu’nun faaliyetleri olayları arapsaçına çevirir. Bakanların birbirinin kuyusunu kazması, sürekli birbirlerinin açıklarını kovalaması ve adamlarına iş buyurması her şeyi içinden çıkılmaz bir hâle getirir. Tüm bunların ortasında en ahlaklı tavrı gösterenler ise Kamiti ile Nyawira’dır. Onların birlikteliği, kargalar büyücüsünün gücüne güç katar. Kargalar büyücüsünün namı yürür; ruhuna şifa bulmak isteyenlerle kapısında kuyruklar oluşur. Bir şekilde onun namı hükümdara kadar uzanır ki bu kendisi için iyi mi olacaktır, yoksa kötü mü onu da okurlar görsün. Aslında şu ana kadar hiç değinmediğim çok önemli bir karakter var ki o da romanın başından sonuna kadar önemli bir rol oynayan Titus Tajirika’dır. Kitabı okurken özellikle bu isme dikkat edin. Bu karakter üzerinden özellikle ırk kavramı ele alınmış. Siyahilerin ‘‘beyaz adam hastalığı’’ onun üzerinden işlenmiş. Tajirika başta olmak üzere devletin tüm yetkilileri yozlaşmış kimselerdir. Hepsinin önceliği rüşvettir. Hükümdara çok bağlı gözükseler de hepsinin dini, imanı paradır. Fakat hükümdardan da ödleri kopar. İşte bu yozlaşmış devlet yapısı içerisinde hükümdar da ikili, üçlü hatta dörtlü oynayarak yerini korumaya çalışır. Her an bir darbeyle koltuğundan edilebileceğini düşünerek günlerini korkuyla geçirir. Romanda herkesin bir korkusu olduğunu söylemek de mümkündür. Kargalar büyücüsü ise bu kaosu, yozluğu alt edebilecek midir? Asıl soru budur. Romanda yer yer olağanüstülükler olsa da anlatılanların temelinde gerçek olaylar yatar. Soğuk savaş döneminden çıkmış bir ülkenin bağımsızlığını kazandıktan sonra hükümdara rağmen var olma çabası anlatılır. Aburirya dışındaki mekânlar gerçektir. Zaman zaman Hindistan ve Amerika başta olmak üzere gerçek ülkelerin bahsi geçer. Batı’nın Doğu’ya olan küçümseyici tavrı, Aburirya özelinde Afrika’ya ve siyahilere yönelik ırkçı yaklaşım alttan alta kendisini hissettirir. Aslında roman oldukça siyasidir ama olayların akışı içerisinde siyasi roman okur gibi hissetmiyorsunuz. O sebeple de yorucu bir roman olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Aslında anlatacak çok şey var ama olay örgüsüne girmek istemiyorum. Çok sayıda karakter barındıran, olay örgüsü girift bir roman diyebilirim. 800 sayfalık romanda yer yer tekrara düşüldüğünü de düşünüyorum. Özellikle 550-600’lerden sonra yavaş yavaş sıkılmaya başladım. Olaylar dönüp dolaşıp aynı yere gelmeye, kargalar büyücüsünün bir görünüp bir kaybolmasıyla yaratılan gizem içerisinde dönüp dolaşmaya başladı. Hâliyle sonlara doğru bitirmekte zorlandığımı söyleyebilirim. Yazarı tanımak için ideal kitap bu mu, bilemiyorum. Fakat kalınlığı göz korkutmasın, epey akıcı bir kitap. Farklı bir edebiyat anlayışıyla tanışayım, içerisinde biraz olağanüstülükler, biraz da siyaset olsun diyorsanız keyif alacağınız bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Şunu da eklemeden geçmek istemem, kitapta bolca metafor bulacaksınız. Yazarın üslubuyla ilgili en dikkat çeken taraf da bu olsa gerek. Yine üslup demişken oldukça mizahi bir dil kullanıldığını da söylemek isterim. Hatta kara mizaha varan bölümler de vardı. Okurken çok eğlendiğim, ağlanacak hâle gülme olarak adlandırabileceğimiz sahneler vardı. Özellikle Aburirya adaletinin -yoksa adaletsizliğinin mi desem- söz konusu olduğu bölümlerde muazzam absürtlükler vardı. Yazarın doğup büyüdüğü toprakların gerçeklerini bu denli esprili ve yer yer sivri bir dille anlatması hoşuma gitti. Son sözüm de Ayrıntı Yayınları’na gelsin. Öncelikle böyle bir yazarın kitaplarını Türkçeye kazandırdıkları için teşekkür ediyorum. Fakat kitapta onlarca yazım yanlışı mevcut. Bir kısmını not aldım. Harf ve ek eksikleri, bağlaç hataları, yanlış yazılan kelimeler derken her türlü yanlışı gördüm. Kitap sanırım tek baskı yapmış. İkinci baskıyı yaparsa bu hataların mutlaka düzeltilmesi lazım. Etiket fiyatı 600₺ olan bir kitapta bunca hata bulmak hiç hoş değil, belirtmiş olayım.
Kargalar BüyücüsüNgugi Wa Thiongo · Ayrıntı Yayınları · 2021106 okunma
·
413 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.