7/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2024 16. kitabı
yazarın okuduğum ikinci kitabı ve bence kesinlikle Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü nden daha tatmin ediciydi alt metin bakımından. yazar bu doyurucu kitabında geçmişteki acılarımızın bugün olduğumuz kişiye katkısına, üç pusula olarak adlandırdığı kalp-kafa-beyin uyumuna, yaşam ve ölümün ayrılmaz bir parça oluşuna, karmik yük'e ve daha bir çok konuya değiniyor sürükleyici hikayesiyle ve kitabın sonunda bütün parçalar bir puzzle gibi uyum sağlıyor. kitabı okurken aldığım upuzun notları paylaşıyorum; Geçmişimiz hangi açıdan bizi şu an ki biz yaptı? yazar bu sorunun üstünde fazlasıyla duruyor ve bence en tatminkar kısım da burası. Acılarımızı, kendimizi geliştirmek için bir fırsat olarak görmemiz gerektiğini, kendimizi suçlu hissedersek acılarımızın travmaya dönüşeceğini, geçmişimiz hakkındaki algımızı değiştirmek için, yaşadığımız zorlukları yararımıza çevirmemiz gerektiğini çünkü geçmişimizi değiştirmenin mümkün olmayacağını defalarca kez anlatıyor. Geçmiş bugünümüzü olumsuz etkilememeli, onu hayallerimize giden yolda kullanılabilecek bir armağana çevirmeliyiz. Böylece kendi benliğimizi, içimizdeki cevheri keşfederiz, çünkü zorluklarla mücadele etmek ve pes etmemek bizi bambaşka kişiler yapar. geçmişte yaşadığımız zorlukları düşünüp şu anımızı pişmanlıklar içinde geçirip hayata küsersek çok büyük bir yanılgıya düşeceğimizi söylüyor yazar; rüzgar yiyen ağaç nasıl kuvvetlenirse, insanoğlu da öyle güçlü bir karaktere sahip olur diyor ve zorlukları hayallerimizin önündeki bir taş gibi değil de, hayallerimize ulaşmak için bir merdiven olarak görmemiz gerektiğini söylüyor. Ancak, hayattaki her zorluğu evrenden gelen iyilik/sevgi gösterisi olarak görmemiz mümkün değil bence, o kadar çok istisna var ki. Bu bana biraz kendini teselli etmek için uydurulmuş/zorlanmış bir fikir gibi geliyor. Evrenden ne dilediğimizin, ne istediğimizin çok önemli olduğu vurgulanıyor. Bence de bu nokta çok önemli. bir daha aşık olmak istemeyen/aşka küsen Malo'nun karşısına tek gecelik maceraların çıkmasının tesadüf olmadığını, bunun Tanrı'nın bir ihaneti sayılamayacağını söylüyor yazar. gönülden istediğimiz şey için çalışmamız/emek sarf etmemiz ve bunun sonucunda da onu elde etmemiz anormal değil bence. dünyaya bakış açımızı algılarımız oluşturur; inançlarımız, kararlarımız, duygularımız bir illüzyon oluştururlar. olaylara saf haliyle yanıt veremiyor olabiliriz, algılarımızın kuklasıyız çünkü. bazen kendi acımızı kendimiz yaratıyor olabiliriz. Karmik yük konusu da ilginç; hayatımıza çektiğimiz her şeyi inandıklarımızın ve kim olduğumuzun belirlediğini, geçmişte bastırdığımız duygulardan kurtulmamız gerektiğini, temiz bir titreşime sahip olmamızı söylüyor. Bütün duygularımızı kabul edip affetmeliyiz, şimdiyi etkilememeli ve bizi baskılamamalı. Duygularımızı durup dinlemeliyiz ve acı çeken parçamızı kucaklamalıyız, eğer ondan kaçarsak bizi yönetmeye başlar. İnançlarımızı sorgulamalıyız çünkü toplumun inançları olabilir. Yani hatalarımız yüzünden kendimizi suçlamamalı, kendimize karşı bağışlayıcı olmalıyız; yoksa bu travmaya dönüşür ve şu anımızı etkiler. karmik yük kavramı benim için çok yeni ve bunu somut bir gerçek olarak görmüyorum fakat soyut ve psikolojik anlamda temiz kafa/mentalite=temiz bir hayat olduğunu için destekliyorum bu fikri. cesaret etmek/risk almak da çok vurgulanıyor ki bence de çok önemli. kendimizi gerçekleştirmek/hayatın tadına varmak için cesaret etmeliyiz. Marie-Odile gibi korkularımızla yüzleşmeli ve travmalarımızdan kurtulmak için kendimize doğru soruları sorma cesareti göstermeliyiz. üç pusula ise kitabın temelini oluşturuyor ve bedenimiz, duygularımız ve zihnimiz uyum içinde çalışıyorsa Malo gibi huzuru elde edebileceğimiz vurgulanıyor.
Yaşamadan ÖlmeyeceğimMaud Ankaoua · Yan Pasaj Yayınevi · 20211,339 okunma
·
48 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.