Yahudiliğin kutsal hazinesini ve bu hazineye tüm yahudi kavminin nasıl bağlı olduğunu anlatan kitap günümüzdeki savaşı da gördükten sonra benim için bir bakış açısı kazandırmış oldu. Yedi kollu şamdanın bu hikayesi her ne kadar yahudileri anlatmış olsa da Roma ve eski İstanbul'u, Pera'yı ve o dönemlerde yine İstanbul'da bulunan hipodroma da değiniyor. Bir dine mensup ve dışlanan bir kavmin hikayesini okurken aynı zamanda gerçek tarihi mekan ve şahıslarının olması dönemin hükümdarlarının tasvirleri ve davranışları hakkında yazarın bakış açısını da okuyuculara kazandırmıştır kitap.
Yurtları ve kendilerine ait toprakları olmayan bu kavimin, parçalanarak tüm dünyaya yayılmış bir şekilde yaşadığı için kendilerine ait bir vatanın hasretini çektiği anlatılıyor. Hayalini kurdukları yurtları tabiki Süleyman Peygamber'in Kudüs şehriydi. Fakat benim en çok dikkatimi çeken nokta kitapta yahudiler savaşa ve şiddete karşı mütevazi bir halk olarak betimleniyor. Kıtlık ve dışlanmışlığın içinde büyük ve kalabalık hristiyan topluluğunun gölgesinde saklanarak geçirdikleri yılların zorluklarını anlatmış Zweig. Yalnızca tanrıları için yaşayan sefalet içinde olmasına rağmen Gömülü Şamdan iyilikten yana olan bu halk nasıl oldu da günümüzde insanlık tarihinin en kanlı katliamlarından birini yapabildi? Kendilerine bir vatan verilmemesinin bir nedeni olduğunu günümüzde kitabı okuduktan sonra çok daha iyi anladım. Şartlar el vermediğinde mütevazi ve alçakgönüllü olan halkların hepsi güçlendiğinde acımasız bir katliamcıya dönüşebilir mi?