Ay Demir ne çok ağlattın beni...
Kitap 1908 ile 1918 yılları arasındaki zaman diliminde geçiyor. O yıllar Türkler için olduğu kadar tüm dünya halkları için zor zamanlardı. Kahramanımız Demir hem kendi ülkesinin sıkıntılarını derinden hissetmekte hem de Türk dünyasının içinde bulunduğu durum için avı çekmektedir. Kalbindeki ızdırapları Turan ülküsünün dindireceğini farkettiğinden güzel İstanbul'u bırakıp Çarlık Rusya'nın boyunduruğu altındaki Türkleri özgürleştirmek için doğuya gider. Ülkede de zor günler yaşanmaktadır fakat Demir'in Anadolu Türkleri için çalışanlara güvendiğini, gönül rahatlığıyla gidebildiğini düşündüm. Büyük ve saklı aşkı Hazin'e İstanbul'daki çalışmaları emanet etmesinden, onun da insanlığın mutluluğuna hizmet idealiyle çalışmasını beklemesinden de anlayabiliriz.
Demir Türkistan'da Ay Demir Han olarak insanların sevgisini kazanmış büyük işler başarmış Turan coşkusunu insanlara aşılamıştır. Ama her idealin ihanetçisi ve düşmanı olur. Demir gittiği ülkelerde umutsuzluğa, idealsizliğe ve hastalıklara karşı koyduğu çalışmalarda zamanla ihanetlerle de karşılaşır. İşin sonunda da ölüm cezası ile cezalandırılır. Ama geride Turan ülküsüne hizmet edecek pek şok Ay Demir bırakmıştır.
Aynı zamanda doktor olan Demir insanlığın iyiliği, mutluluğu için var gücüyle çalışan sevgi ve muhabbetle dolu biz hizmet insanıdır. Bu uğurda kendi yaşantısını ve tüm dünyevi zevklerini kenara bırakmıştır. Büyük aşkı Hazin'i bile... Çok büyük bir aşkı kalblne gömüp emelleri için çalışmanın ızdırabını da çok büyük yaşar. Ölmeden son kez Hazin'i görmeyi çok istese de kısmet olmaz. Hazin de Demir'e karşı büyük bir aşk beslemektedi. İstemediği bir evlilik yapmış, eşini kaybetmiş, ülkesinin yaşadığı sıkıntıları derinden hissetmiş bu zavallı kadın Demir'in aşkını da gizlice yaşatmaktadır. Yaşarken kavuşamasalarda Hazin, Demir'in mezarına kavuşur ve onu içinde yaşatmaya söz verir.
Demir'in son anları ve bu mezarlık kısmı insanın yüreğini dağlıyor. Kesinlikle okunmasını tavsiye ederim.