İslam Çağımıza Yanıt Verebilir mi? server tanilli mezkur kitabında islam'ın çağımıza ve demokrasiye cevap ve cevaz verip vermeyeceğini soruşturuyor.
islam, evvela bir "devlet dini" olarak tevellüt etti. doğanın boşluk tanımaması gibi islam da boşluk bırakmamacasına yaşamın özel ve kamusal bütün alanlarını tanzim eden total/iter bir sistem sunduğunu iddia etmektedir. yerkürenin bütününü selamete, esenliğe, kurtuluşa eriştireceği savını iddia etmektedir.
ayrıca islamın akıl dini değil, nakil dini olduğunu da daima hatırda tutmak elzemdir. hatta islam, nakil dini olmakla iftihar eder. bu nedenle tabiatı gereği aydınlanma, seküle, dindışı ve bilimsel düşünüş, aklın dinsel, mitolojik, dogmatik olandan özerkleşmesi olguları mümkün değildir.
her inanan, kendi dininin ilahi olanı en kusursuz şekilde temsil ettiği iddiasındadır.
her inanan, kendi dininin tanrı buyruğunun nihai, değiştirilemez biçimi olduğu savındadır. tanrı, ebediyete değin geçerli olan, söylenebilecek her şeyi eksiksizce söylemiştir. öyle ki dinin hükümleri, buyrukları çağları aşan, bütün zamanlar ve mekanlar için geçerli olduğu önkabulündedir. dinler, tarihi, kültürel, insanlığın gelişiminin belirli merhalelerinde, süreçlerinde ortaya çıktığını kabullenme noktasında gönülsüz ve ödünsüzdür.
dinin hangi gereksinimlerden neşet ettiğine dair antik yunan'da muhtelif fikirler meydana vurulmuştu. mesela platon, machiavelli'yi öncelercesine tahakküm edenlerin yönetilenleri yönetebilmek adına kimi "güzel, makul yalanlar" dile getirmek için dini geliştirdiğini devlet adlı ütopyasında dile getirir.
kritias'ın nazarında tanrı fikrinin doğuşunu ahmet arslan şu şekilde ifade eder:
"kritias burada protagoras gibi insanlığın bir ilk halinden bahsederek sözlerine başlamaktadır. o da insanlığın ilk döneminin düzensiz, hayvansı ve güven içinde olmayan bir dönem olduğu görüşündedir. bu dönemde iyiler mükafatlarını bulmamakta, kötüler cezalandırılmamaktadır. bu, kisaca gücün ve şiddetin hakim olduğu bir çağdır. ancak bu durum insanın temel ihtiyaçlarına aykırı olduğu için bir süre sonra insanlar bu gücün ve şiddetin ortadan kaldırılması, adaletin hakim kılınması ve suç işleyenlerin cezalandırılması için yasalar koymayı düşünmüşlerdir. bu ikinci dönemde yasalar aleni olarak işlenen suçları engellemeyi sağlamıştır, ancak gizlice işlenen suçları, şiddet fiillerini ortadan kaldırmakta yetersiz olmuştur. işte bu dönemde de akıllı, uzağı gören, kurnaz düşünceli biri insanları bu gizlice işledikleri suçlardan da caydırmak için tanrı korkusunun işe yarayacağını düşünmüştür. böylece her şeyi gören, her şeyi işiten, insanların gizlice işledikleri suçları kadar gizli niyetleri de gözünden kaçmayan tanrılar kavramını icat etmiştir. böylece o insanları tanrılar diye bir soyun varlığına inandırmış ve hayatlarını tanrı korkusuyla doldurarak onları deyim yerindeyse ehlileştirmiş ve medenileştirmiştir."
tarihte tanrı fikrinin doğuşu, yasalarının kifayetsiz kaldığı, saklı şekilde işlenen cürümleri engellemek uğrunadır. "madem kanunlar hükümsüz, aciz, caydırıcılıktan yoksun, o halde tanrı'yı, tanrı korkusunu icat edelim arkadaşlar!"ancak cennet mükafatıyla, tanrı ve cehennem korkusuyla işlenen iyilik ve sakınılan kötülük kişiyi ne kadar ahlaki bir özne kılar!? iyiliğin böylesi bir motivasyon söz konusu olduğunda kendisi için bir değeri yoktur. iyilik bu durumda bir başka şey için araçsallaşmıştır.
şayet cennete intikal edebilmek için bir başkasına yardım ediyorsam, bağışta bulunuyorsam, sadaka veriyorsam, ben ahlaksız bir insanım demektir. çünkü eşitsizliğin en eşitsiz olanları, benim cennete gidebilmemin öngerekliliğini, zeminini oluşturuyor demektir.
dinler, bilhassa hristiyanlık, ölümden sonraki hayata bu dünyadan daha fazla kıymet vermektedir. bu dünya, öteki dünyanın nesnesidir, aracıdır, iletkenidir.