John Steinbeck daha önce okuduğum Gazap Üzümleri ve Fareler ve insanlar kitabıyla beni oldukça etkilemişti. Bu kitap da onu tanımam için ayrıca bir kanal oluşturdu.
Yayınevi olarak Sel Yayıncılık elime geçti, çevirmenimiz Tomris Uyar çok tanıdık oldukça başarılı bir çevirmen ki büyük şairlerimizin gönlünü kaptırdığı Türk Edebiyatının en karizmatik Türk kadın şairi olduğu da söylenir. Kitabımızın özgün adı ‘The Pearl’ olarak geçer. Elimdeki baskı kitabın 18. baskısıdır. Kapak tasarımımız oldukça sade ve yormayan bir renkte. Sayfa sayımız yüz bir ve bir günde bitecek akışkan bir öykü niteliği taşıyor İnci kitabı. Planımda olmayan hayatıma bir anda giren güzel bir kitap oldu.
Kurgudaki algoritmayı değerlendirecek olursak Fareler ve İnsanlar kitabındaki benzer algoritmayı görebiliriz. Bu algoritmalardaki benzerlikler neler biraz bunları konuşalım? Hikayedeki sadelik, karakterdeki mizaç tiplemeleri, kurgunun geçtiği yerler, yazarın vurgulamak istediği noktalar iki hikaye kitabında da benzer algoritmanın oluştuğu nüanslardır.
Yazarın dili yine oldukça sade ve hikayenin yerine göre oldukça dokunaklı. Çok fazla betimlemeden kaçınarak hikayenin soyut kısımlarının okuyucuya geçmesine daha önem verdiğini görüyorum. Yazarımız John kendi hayatında zorluklarla özellikle ekonomik yoksullukla mücadele etmiş biridir. Biz bu hayat mücadelesini buradaki öyküde de hissediyoruz. Hadi beraber hikayemizdeki iki ana karakter tiplemelerini ele alalım:
Kino ana karakterimiz, ailesine bağlı sert bir erkek karakteri görüyoruz. Ailesini koruma ve ihtiyaçlarını karşılama konusunda tüm sorumluluğu ele almış ve bu mücadeleyi kendi şahsiyetinin üzerine koymuş bir karakter. Kızıldereli olması ve yaşadığı kasabanın geleneksel yapısından kaynaklı hayatının ve ailesinin belli bir yaşam pratiği ve mücadelesi var. Ancak bu karakterde en çok dikkat çeken ailesini tehdit kasaba düzenini gördüğü zaman kasaba yapısına göre şekil almaktansa ailesi için her tehlikeli noktanın kararını alıp hızlı bir şekilde uygulayabilmesidir. Zihninin çalışma mekaniğinde bu aldığı kararları uygularken geleneksel kasaba türkülerinin çalması da onu özgün yapan başka bir özelliğidir.
Juhana, Kino’nun eşidir. Eşine ve çocuğuna son derece bağlı, ilkel bir anne yapısı vardır. Özellikle söz konusu çocuğu olduğunda onun geleneksel tüm kuralları aşıp bir anne olarak neler yapabileceğini hikayenin her boyutunda şahit oluyoruz. Anneliğin koruma ve her koşulduk tehlikeli durumda pratik kararlarının aslında eğitimle ilişkili olmadığını da görüyoruz.
Yazarımız John hikayenin geçişlerinde küçük dokunuşlarla kısa hayat bilgilerini satırlara okuru yormadan damlattığını görüyoruz. Bu benim yazarın en sevdiğim yönü. Araya sıkıştırılan bu damlalardan bir tanesini paylaşmak istiyorum. ‘Derler ya, insan asla doymak bilmez diye, yüzünü verseniz ille de astarını ister diye. Bu sözler insanı kınama amacıyla söylenir, oysa insan soyunun ne büyük yeteneklerinden biri, onu elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan bir yetenektir bu.’ diyor yazarımız.
Hikayemiz genel olarak akışkan, özgün ve dokunaklı olduğunu söyleyebiliriz. Birçok kez sahne oyunlarında canlandırılmıştır. Yazarımızın biraz arka planda kalan eserlerinden biri gibi gözükse de her günüme çok güzel hislerle dokunan bir kitap oldu. Her okuyucuya rahatlıkla tavsiye ederim.