Puan vermedi·176 syf.··Beğendi
· Spoiler içerebilir
Büyülü gerçekçilik akımının usta ismi Gabriel
Garcia Marquez’den okuduğum dördüncü kitaptı Aşk ve Öbür Cinler. Çok keyif alarak okuduğumu söyleyebilirim. 1982 Nobel Edebiyat Ödülü kazanan kitabımızda, yazarın her eserinde olduğu gibi bir toplum eleştirisi görmekteyiz ama bu eleştiri metne o kadar güzel yedirilmiş ki isyankar bir tavırda değil, üzerinde düşünülerek farkına varılabilir.
Ana karakterimiz Sierva Maria bir marki baba ve alt tabaka bir annenin istenmeyen çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Hatta o kadar istenmemiştir ki onu emziren annesi değil, evlerinde çalışan siyahi köle bir kadın olmuştur.Anne babasından görmediği ilgiyi evlerindeki bu zenci kadınlardan gören Maria, birçok Afrika dilini de onlardan öğrenir, o kültürle yetişir. Bir gün Maria’yı alnında beyaz lekesi olan kül rengi bir köpek ısırır. (Hikayemizin geçtiği o dönemde kuduz çok yaygın bir hastalıktır ve köpeğin kuduz olduğu anlaşılınca bir ağaca asılarak “ eğer bu köpek tarafından ısırıldıysanız kuduz olabilirsiniz “ şeklinde bilgilendirme yapılmaktadır) Bu köpek ısırması olayına çok önem vermezler ancak Marki bu durumu öğrenince hemen bir doktor çağırır. Doktor her ne kadar kuduz belirtileri göremese de tedbirli olunması gerektiğini, aradan yıllar geçse bile bu ısırıktan kaynaklı kuduza yakalanılabileceğini söyler. Bu durumdan haberi olan piskopos,o dönemin bağnaz Hristiyan, sorgulamayan, akıl ve mantıktan son derece uzak toplumunda bu olayı kızın içine cin girmiş olarak Marki’ ye anlatır.Maria’yı tedavi eden doktoru da dinsizlikle suçlar ona inanılmaması gerektiğini söyler. Doktorun yapmış olduğu her bilimsel açıklamayı vesveselerle çürütmeye çalışır ve başarılı da olur. Marki, Maria’yı piskoposun dediği gibi Santa Clara Manastırı’na kapatır. Asıl olaylar burada başlar aslında . Maria’ nın manastıra gelmesiyle her olay onun üstüne yıkılmaya başlar denilenlere göre bir tavuk uçmaya, hayvanlar üçüz doğurmaya başlamıştır…. Piskoposun Maria ile ilgilenmesi için gönderdiği rahip Delaura ,zamanla ona aşık olur. Mantığıyla o dönemin toplum yapısından farklı olan rahip Delaura onun içine cin girdiğine inanmaz ve bunu kanıtlamaya çalışır ne yazık ki insanların gözleri gerçekleri görmeye kapalı , her şeyi dine yoran, baskıcı bir düzene alışık oldukları için başarılı olamaz. Maria bile artık cinlendiğine inanmaya başlamıştır hatta bu durum onu ölüme yaklaştırmaktadır gitgide. Günleri bu şekilde geçip gider ama aşk, bu huzurlu günlerine mani olur. Olayın duyulmasıyla Delaura ceza alır ve cüzzamlılara yardımcı olarak başka yere sürülür. Maria ise onu uzun zaman bekler ama maalesef, bir daha onunla kavuşamaz kendisi de aşkından ölür…
Çok saf bir aşktır aralarındaki , tüm engelleri yıkan en azından yıkmaya çalışan, hayatından bile onu vazgeçirebilecek güçlü bir aşk. Belki de aşk, kuduzdan daha yıkıcı bir hastalıktır kim bilir?