·626 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Temmuz 2024 23:37 Kitabı bitirdiğimde başladığım günden beri tutmuş olduğum nefesimi nihayet verdim. Derin bir nefes verdim, üstümden büyük bir yük kalktı adeta. Genel olarak İngiliz Edebiyatı okumaktan pek hoşlanmam. Bu çetrefilli aşk öyküleri beni öyle yoruyor öyle başıma ağrıtıyor ki anlatamam. Bu kitaba da tamamen niçin popüler olduğunu anlamak için başlamıştım ve geçen gün umarım kitabın sonu etkileyici biter yoksa basit bir aşk öyküsü olarak aklıma kazınacak, şeklinde bir ileti paylaşmıştım. Öncelikle beni etkileyen bir bitiş olmadı ama bu basit bir aşk öyküsü olduğunu da göstermez. Edward ve Jane arasındaki aşk ilişkisi farklıydı. Aralarındaki bağ koparılamaz, üstün bir bağdı. Öyle ki onlar gelenek, maddiyat, çevre, yaş gibi günümüzde ilişki için çokça önemsenen kriterleri yıkmışlardı. Ve evet yaş farkı... Gerçek hayatta kesinlikle karşı olduğum yaş farkı olayı da dikkatimi çekti. 3,5,10 yıl değil tam 20 yıl vardı arada. Hatta Jane'in hisselerini az biraz belli ettiği bölüme geldiğimde umarım böyle bir şey yapmaz diye dualar ettim, boş. Karşı olmamın en belirgin sebebi yaşanmışlıklardı. Düşünsenize 20 yaşındasınız ve sevgiliniz daha yeni dünyaya geliyor. Oysa sizin 20 yıllık bir tecrübeniz, birikimininiz var. Koşullar denk değil. Ne var ki yazar eşitçesine bir aşk yaratmış (tartışılır), o yüzden yaş kısmını göz ardı ediyorum. Aşkları dışında Jane'in çetinceviz bir kız olması, zorluklara göğüs geren yapısı, bilgisi, görgüsü, cömertliği... Onun en sevdiğim yanlarındandı. Yazarın her fırsatta kızın çirkin olduğunu belirtmesi maddi yönlere değil de daha çok manevi bağlarla çizilmiş bir aşkı göze sokmak mıydı anlam veremedim ama onun yetenekleri ve iyi huyları her zaman gözüme güzel bir kızın portresini çizdi. Rochester için de aynı şeyler geçerli. Diğer karakterlerden iki kişiye değineceğim: Mrs. Reed ve John (yazarın dünyada isim kalmamış gibi birden fazla kişiye bu ismi vermesi kafanızı karıştırmasın, Jane'in dayı oğlundan bahsediyorum.) Mrs. Reed tipik kötü yenge karakteriydi. Bu kadar taş yürekli olmasını kıskançlığına veriyorum. Sonlara doğru Tanrı cezasını vermiş olacak ki yataklara düşmüştü. Jane ziyaretine gidip onu affetmişti. Affetmek yüce bir erdemdir ve çoğu kişi bunu başaramaz. Jane yine de bunu yaptı, eskiden olsa aptallık derdim ama gerçekten de yücelik bu. Onu kutluyorum. Ve John... John'un gerçekten de sinirimi bozduğunu söyleyebilirim. Bağnaz bir dindar olarak gördüm onu, sürekli ilahi hedefi uğruna delicesine çalışmak aşırıydı, oysa Tanrı altın ortayı ister. Üstelik hedefi uğruna Jane'i kendisine eş ilan edip onu zorlayarak ve manipüle ederek durumu Jane'e kabul ettirmeye çalışması, işin içine sürekli dini ve Tanrı'yı katması iğrençti. Ne kadar iyi yürekli veya yardımsever biri olduğu umrumda değil, yaptığı gerçekten de hoş değildi. Misyoner karısını çok kez enine uzununa incelemiş, seçmiş ve sevgi sonradan gelir zaten diyor, ne çirkin! Son olarak yazar kitabı mutlu sonla bitirdiği için içim rahat edebilir yalnız son satırları çok anlayamadım.