"Kadınlar mı? Yaşamaları şiir, demiş şair."
Bir şair tanıdım, büyük harfleri kullanmayıp küçüklere yönelen.
Bir şair tanıdım, büyükleri saymayıp küçükleri seven.
Bir şair tanıdım, diğer şairleri kurdu değil yurdu bilen.
"Hiç"e ithaf edilmiş bir eser okudunuz mu hiç? Okumadıysanız bir ilke davet ediyor şair sizi. Ve diliyle, üslubuyla size birçok konuda ilk yaşatıyor. Daha ilk satırlardan "Ben onlar gibi değilim," mesajını alıyorsunuz. Farklılıkları anlamak zor. Yürek istiyor, durup düşünmek, üzerine emek istiyor. Çetrefilli bir yolculuk kimi dizeler, içinden çıkmak hayli zor. Ama belki de kimi dizeler içinden çıkmak değil de içinde yaşamak içindir.
"Kanatları vardır Nilgün'ün, uçurumları sevdiği için." Ah, daha bugün bir yazımda bahsettim Nilgün Marmara ve Sylvia Plath'tan. Her ikisini de eserde bulmak nasıl bir rastlantı oldu: "Sylvia Plath kek pişirmişti limonlu pudingli kek, fırını 180 santigrad dereceye getirmişti." Nasıl öldüğünü bilirken, nasıl zor oldu okumak şu dizeleri... Yalnız onlar mı? Daha ne çok tanıdık simaya gönderme vardı eserde... Ah'lar Ağacı'ndan Grapon Kağıtları'na, "Albayım"dan Orhan Pamuk'a, Cemal Süreya'dan İlhan Berk'e, Shakespeare'den Ömer Hayyam'a... "Haklıydı sözcüklerin efendisi William Shakespeare, değmezdi avuç açmaya bu yangın yeri. Haklıydı Ömer Hayyam, o yok, dünya da yok." Ve bu kadar kaleme değinmişken unuttuklarından da af dilemeyi ihmal etmiyor: "Unuttuğum şairler var bu kitapta. Onlar kendilerine yer açtılar çoktan, bağışlayarak unutkanlığımı ve küçümsemeden yarımlığımı."
"Ağaçların evlerden daha yüksek olduğu zamanlar, dünya daha masumdu." (s. 72)
Öyle değil mi sahiden? Evler yükseldikçe aşağılarda kaldı güzel günlerimiz, konulan her fazladan tuğla mutluluğumuza örülmüş bir duvardı adeta. Ne diyordu Gülten Akın
"Evleri yüksek kurdular.
On bin basamak merdiven;
Bakışlar uzakta kaldı,
Uzakta kaldı dostluklar."
Ve daha o kadar şey uzakta kaldı ki "evvel zaman" oldu şimdi o günler. "Seni sevmiştim evvel zamanda, ipliğin iğneyi sevdiği gibi
Kalemin kağıdı, sahibini gölgenin."
"Kötü zamanlar geçecek," dedi hayat. "Kötü zamanlar geçecek," dedi ölüm.
Geçecek miydi sahiden?
Günümüzde kötü zamanların öyle bir özelliği var ki, yerine daha kötüleri gelmeden geçmiyor. Tam geçti diyoruz, geçti dediğimiz günleri aratacak günler geliyor. Kıyamet yakın mı bilmem ama bunlar hiç güzel alametler değil. Depremler, seller, virüsler, yangınlar derken yangın yeri oldu yüreğimiz, bu közler kolay kolay sönmüyor. Ama inanmalı... Geçeceğine. Başka yol yok! Paulo Coelho'nun dediği gibi:
“Geçecek,” dedi kendi kendine.
“Dün geçti ya.”
Cemal Süreya Şiir Ödülü
Turgut Uyar Şiir Ödülü gibi ödülleri almış bir yazar Metin Göz Buradan bir dostun vesilesi ve eşliğiyle tanışmış oldum. Farklı üslubu ve dizelerinden bağıra bağıra gösterdiği edebiyat bilgisiyle "Seni tanıdığıma memnun oldum," dedirtti bana. Tanışıklığın devamı gelir mi bilmem ama bu kadarı bile yetti... İyi geldi mi bilmem ama şiir gibi geldi!