Bu roman sanki orijinal halinde daha uzunmuş da özeti çıkarılmış gibi bir hava veriyor. Olaylar arka arkaya biraz fazla hızla bağlanıyor.
Ben romanı sevmedim diyemem, türü sevenler için belli bir haz veriyor. Fakat bence biraz acemice yazılmış izlenimi uyandırıyor.
Öncelikle, gotik romanlarda genelde tek bir tekinsiz mekana alışkınız. Bu romanda ise Mazzini Şatosu, kırsalda bir yerde harabe haline gelmiş ve artık kullanılmayan bir malikane, ve yine harabeye dönmüş ve mahzenleri ve geçitleriyle eski bir manastır binası var. Ayrıca tüm Sicilya topraklarının altında yer aldığına inanmaya başladığım bitmek bilmeyen ve birbirine bağlanan mağaralar, geçitler, mahzenler ve tüneller ağı var. Adanın kendisi tamamen tek bir gotik yapıya dönüşmüş gibi. Bu kadar tekinsiz yer olunca birine odaklanamıyoruz.
Birbirini tekrar eden eylemler çok fazla. Bunlar motif de değil. Aynı senaryolar birden çok kez karşımıza geliyor.
Karakterler roman boyunca aynı ağırlığı koruyamıyor. Mesela ilk yarıda Dük Luovo'nun aile ilişkilerine kadar giriyoruz ama adam ikinci yarıda adeta kayboluyor. Ayrıca bu karakterin motivasyonu da belli değil.
Kadınlar her olayda düşüp bayılıyor. Sonra kalkıp tekrar bayılıyorlar. Bu kadar bayılma fazla değil mi Ann hanım?
Bir de ne Julia'ymış arkadaş tüm Sicilya'yı birbirine kattı. İş neredeyse Papa'ya gidiyordu.