ÜTOPYA GÖRÜNÜMLÜ DİSTOPYA
3/10
·249 syf.··
2024 13. kitabı
Eser ideal devlet düzeni, mutlu insanların kurduğu bir ada devletini konu ediniyor. Peki gerçekten bu eserdeki gibi anlatılan düzende bir devlet olsaydı içinde yaşayan insanlar gerçekten mutlu olur muydu? Bu ideal devlet düzeni kime göre, neye göre insanları en mutlu edecek düzendi. “İnsanlığın yeryüzü cenneti” olarak nitelendirilen bu eseri okurken benim kanım dondu, içinde boğuldum, ruhum karardı. Bu kadar kısıtlayıcı, renksiz, zevksiz, kuralcı bir düzende insanlar gerçekten mutlu olabilir miydi? Mutluluk neydi? Bütün insanlar aynı yaşam tarzını benimsediklerinde mutlu olurlar mıydı? Yoksa insanlar özünde bir kar tanesi gibi değil midirler? Herkesin farklı yaşam tarzı, farklı zevkleri, farklı yetenekleri, farklı hayalleri olması yaşamı yaşam yapan, hayatı değerli kılan unsurlar değil midirler? Ütopya eserinde bahsedilen konu başlıklarını üç başlık altında işledim: alıntılar, yorum, hayalimdeki ütopya. Alıntı 1- “Ütopos diye biri orayı fethedip adaya hem şimdiki adını vermiş -eski adı Avamistan’mış- hem de cahil bir vahşiler olan halkını belki de şu an dünyanın en uygar toplumuna dönüştürmüştür.” Yorum: Bir adanın fethedilmesi sonucu oradaki insanlara zorla bir yaşam benimsetilmesi zoraki uygarlaşmak olarak karşımıza çıkar. Hayalimdeki Ütopya: İnsanlar bir kişinin baskısı ve zorlamasına maruz kalmadan kendi yaşadıkları hayattan özgür iradeleriyle beraber uzlaşma içerisinde kendilerine yeni bir yaşam tarzı kurmaya çalışmalarını tercih ederdim. Alıntı 2- “Adada dilleri, yasaları, töreleri ve kurumları aynı olan elli dört mükemmel büyük şehir var. Hepsi aynı plana göre inşa edilmiş.” Yorum: Bu şimdiye kadar duyduğum en korkunç şeylerden biri. Bütün şehirlerin bire bir aynı olması. Bu mu uygarlaşma, bu mu güzel hayat, bu mu mutluluk? Bu resmen renksizlik, monotonluk, robotlaşma, tek düzelik… Bunun neresi güzel? Oysa insanı mutlu eden çok renklilik, farklılık… Yaşadığımız yerden uzaklaştığımızda gittiğimiz yeni şehirlerdeki yeni keşiflerimizin bize verdiği huzuru hatırlayalım. Yeni bir kültürü, farklı yaşayışta olan insanları tanımanın verdiği mutluluğu hatırlayalım. Bir de ülkedeki bütün şehirlerin birbirinin aynısı olduğunu hayal edelim. Hangisi daha huzur verici ve modern olarak gözüküyor. Burada sanatçı resmen insanları tek düze hale getirecek, kültürel farklılığı yok edecek bir düzenleme yapmış. Bu ütopyada yer olacak bir şey değil olsa olsa distopyada olabilecek şey. Hayalimdeki Ütopya: Bir ülkenin bütün şehirlerin birbirinden farklı ve renkli, birinin sanatla, birinin edebiyatla, birinin bir spor dalıyla, birinin doğal güzellikleriyle vb. ön plana çıkacağı gezmesinin keşfedilmesinin mutluluk vereceği şehirlerin olduğu bir ülkeyi tercih ederim. Alıntı 3- “Her evde daimî olarak iki köle ve en az kırk yetişkin bulunur.” Yorum: Tabi canım uygar düzeni kölesiz olur mu? Onlar insan değil zaten. Her evde ikişer tane olmalı. Ya aynı evde kırk kişiyle beraber olmak. Çok korkunç… Çok korkunç… Buraya yeryüzü cenneti demek… Bu eseri beğenenleri 40 kişi ile beraber aynı evde 1 hafta yaşamaya davet ediyorum. Bakalım gerçekten huzur buluyorlar mı? Ha ama Thomas More’in dediği gibi en az 40 kişi… Hayalimdeki Ütopya: İnsanlar kendi ailesiyle huzurlu bicimde bahçeli evlerinde yaşarken herkesin zaman zaman yalnız kalmaya da ihtiyacı olduğu için bütün aile fertlerinin de birbirlerinden bağımsız kendilerine ait ayrı bir odalarının olmasını tercih ederim. Alıntı 4- “Çiftlikte çalışmanı süresi 2 yıldır.” Yorum: Thomas More’in ütopyasında zorunlu askerlik gibi zorunlu çiftçilik var. Kaçış yok. Kadın erkek herkes en az 2 yıl çiftçilik yapmak zorunda. Ne kadar mutluluk verici bir uygulama. Bedelli askerlik gibi yakın zamanda bedelli çiftçilik çıkmasıyla çiftçiliğin 18 güne inmesi insanları daha mutlu eder gibi. Hayalimdeki Ütopya: Bir ülkenin, zoraki çiftçilik yapmaktan keyif almayacak insanların da olabileceğini göz önünde bulundurarak çiftçiliği zoraki hizmetten çıkarıp insanların yetenek ve ilgi alanlarına göre onları farklı mesleklere yönlendirmelerini tercih ederim. Alıntı 5- “Yerel şartlar elverdiği ölçüde birbirinin neredeyse aynısı oldukları için, bir şehri görünce hepsini görmüş kadar oluyorsunuz.” Yorum: Thomas ağam burada bizimle eğleniyor. Bunun neresi güzel? Hayalimdeki Ütopya: Birbirinden farklı birçok şehri doya doya gezmeyi tercih ederim. Alıntı 6- “Özel mülkiyet diye bir şey olmadığı için herkes istediği kapıdan girip çıkabiliyor. Evler kura yöntemiyle veriliyor ve içinde oturanlar on yılda bir başka eve geçiyor.” Yorum: Ev, ev değil; Dingo’nun ahırı olur. 1984 ütopyasında bile insanların özgür oldukları odaları vardı. İnsanlara bu kadar acımasız davranılmadı. Thomas More, mahremiyeti de ortadan kaldırmayı ihmal etmeyerek özel hayat diye bir şey bırakmadı. Hayalimdeki Ütopya: Hayal bile etmeye gerek yok. Kimse kimsenin evine kafasına göre girmesin, tabi! Misafir olarak davet edildiğinde medeni bir şekilde girebilir. Alıntı 7: “Nüfus otuzar haneden oluşan topluluklara bölünmüş. Bu toplulukların her biri, bir yıllığına vekilharç denen bir yetkili seçiyor. Her şehirde belediye başkanını seçmekle yükümlü iki yüz vekilharç bulunur. Bu kişiler en ehil gördükleri aday için oy kullanır. Belediye başkanları, diktatörlük kurma eğilimlerinden şüphe edilmediği sürece ömür boyu görevde kalır. Yorum: Doğrudan demokrasi gibi güzel bir imkân varken neden temsili bir demokrasi uygulansın ki? Çok saçma. Belediye başkanlarının ölene kadar görevde kalması ise daha da saçma. Başkanın hizmetlerinden memnun değilse halk ya diktatör olmasını bekleyecek ya da başkanın ölmesini. Hayalimdeki Ütopya: İnsanların doğrudan kendi özgür hür iradeleriyle oy verecekleri bir seçim ortamının olmasını ve seçimin her 4 yılda bir tekrarlanmasını tercih ederim. Alıntı 8- “Cinsiyet ayrımı olmaksızın herkesin yaptığı bir iş var, o da çiftçilik.” Yorum: Bu durumun Rus klasiklerinde okuduğumuz kölelerin tarlalarda çalıştırılmasından farkı ne şimdi? Tek fark, orada köle olmayan insanlar da vardı. Burada ise bütün insanlar devletin kölesi. Hayalimdeki Ütopya: Teknolojinin gelişmesi sonucu çiftlik işlerinin makine ve robotlar tarafından yapılması. İnsan gücüne ihtiyaç duyulmadan bu işlerin halledilmesi. İnsanların bu tarz meşakkatli işlere harcadığı zamandan kurtulup bu zamanı sanata, spora, bilime, edebiyata ayırmasını tercih ederim. Alıntı 9- “Ütopya’da günlük çalışma süresi altı saat: sabah üç saat iş, arkasından öğle yemeği, akabinde iki saat ara, öğleden sonra üç saat daha iş, sonra da akşam yemeği. Ütopyalılar, akşam saat sekizde yatıyor.” Yorum: Ne kadar güzel mutlu bir gün. Ne kadar heyecanlı. Ooo yatma saati de varmış. Askeri kamp gibi. Ne güzel ülke. Ne mutlu insanlar. Oleyyy bugün yine saat 8’de uyuyacağız hep beraber. Hayalimdeki Ütopya: Uyku kapsülü icat edilsin. İnsanlar sadece dinlenmek istediklerinde uyuyabilsin. Uyumak istemediklerinde ise 1 tane uyku kapsülü içerek uyku süresini o gün için 5 dakikaya düşürebilsin. Böylece isteyen insanlar uyuyabilirken istemeyenler de uyku süresinde harcadıkları zamanı istedikleri etkinliklere harcayabilirler. Gerçek mutluluğun böyle olduğunu düşünüyorum. Alıntı 10- “Zar oyunları gibi saçma ve yoz şeylerden kimsenin haberi yok ama santraca benzeyen iki oyun oynuyorlar.” Yorum: Birisi Thomas More’ye insanların birbirlerine göre farklı etkinliklerle uğraşırken mutlu olabildiklerini söylemeliydi. Birisi satranç ile mutlu olurken, ötekisi sanat olur, ötekisi, edebiyat, ötekisi ise zar oyunlarıyla olabilir. Hayalimdeki Ütopya: Bir ülkede insanların keyifle oynayabileceği birbirinden farklı binlerce oyun olmasını tercih ederdim. Alıntı 11- “Bizim Ütopyalılar iki yılda tek giysiye kanaat edebiliyorlar. Niçin fazlasını istesinler ki?” Yorum: Bundan daha büyük bir zevksizlik olur mu? Kıyafet satın almak, o kıyafeti üstünde denemek, güzel güzel giyinmek… Thomas’ın ütopyasında iki senelik tek tip kıyafetlerle insanlar pasaklı pasaklı yaşarlar artık. Gerçekten böyle bir ülke olsaydı sırf bu kuraldan dolayı bile içindeki insanların -başta kadınlar olmak üzere- yarısı intihar ederdi. Hayalimdeki Ütopya: Kıyafet seçiminde ve giyiminde özgürlüğün olduğu, herkesin istediği kıyafeti para vermeden alabildiği bir ülke ortamını tercih ederdim. Alıntı 12- “Her hanede yasa gereği en az on, en fazla on altı yetişkin bulunabiliyor. Bu sayıyı aşan yetişkinler, aynı yasayla daha küçük hanelere naklediliyor.” Yorum: Bu nasıl bir yasadır, Allah’ım? Ailedeki kişi sayısı artınca hop tanımadığım başka bir ailenin yanında yaşamaya başlıyorum. Hayalimdeki Ütopya: Herkes istediği gibi istediğiyle özgürce yaşayabilmeli. Alıntı 13- “Hanelerin ürettikleri, buradaki ambarlarda toplanıyor sonra cinslerine göre değişik dükkanlara dağıtılıyor. Bu hanenin sorumlusu, kendisi veya ailesi için bir şeye ihtiyaç duyduğunda o dükkanlardan birine giriyor, o kadar. Herhangi bir ödeme olmadan istediğini alabiliyor.” Yorum: Gerçekteki ücretsiz, bedava mantığı bu değil ki. Bunun normal düzendeki mantığı ne? İnsanlar zaten her gün çiftlikte akşama kadar çalışıyor. Karşılığında bir para hak ediyor. Günümüzdeki tek fark çalışma karşılığında eline para geçmiyor. Onun yerine parayla alabilecekleri şeyleri gidip alabiliyor. Thomas More’in bunu sanki insanlar ücretsiz her istediğine kavuşuyor gibi ballandıra ballandıra anlatması saçma olmuş. Hayalimdeki Ütopya: Daha önceden de bahsettiğim gibi çiftlik işlerini insanlar yerine robotlar ve makinelerin halledebildiği bir sistem geliştirilebilse gerçekten insanlar istediği şeylere ücretsiz ulaşabildiklerini hissedebilirdi. Alıntı 14- “Canlı hayvanların boğazlanıp temizlenmesi işini köleler yapıyor. Yurttaşların hayvan kesimine alışmasını istemiyorlar, bunun doğal insanı duyguları köreltebileceğini düşünüyorlar.” “… yemekhanelerdeki tüm kaba ve pis işleri köleler yaparken…” Yorum: Ah, ne kadar da düşünceli bir ülkeymiş. Ama tabi köleler, insan değildi dimi? Hayalimdeki Ütopya: Köleciliğin olmadığı bir toplum düzeni tabi ki de! Hayale bile gerek yok. Alıntı 15- “Hastaneler o kadar iyi yönetiliyor ve o kadar iyi tıbbi malzemeyle donatılıyor; hemşireler öyle anlayışlı ve vicdanlı, her an ulaşılabilen tecrübeli hekim sayısı o kadar çok ki kimse oraya gönülsüz gitmek zorunda kalmıyor. Evde olmaktansa insanın neredeyse hastalanıp hastaneye yatası geliyor.” Yorum: Atma Recep, camları kırarsın! Tarımla bu kadar çok uğraşan hangi toplulukta bilim ve tıp ilerlemiş ki ütopyada ilerlesin. Zaten 8 olunca hepiniz yatmıyor muydunuz? Hayalimdeki Ütopya: İnsanların hiç hastalanmadığı, yaşlanmadığı, öleceği güne kadar sağlıkla yaşayabileceği bir düzen. İşte böyle olursa insanlar için gerçekten en büyük mutluluk verici ütopya olabilirdi. Alıntı 16- “Yiyecekler sofrada bir uçtan başlayıp diğerlerine servis edilmez. En iyi porsiyonlar öncelikle yerleri zaten belli olan yaşlılara verilir. Kalanlar eşit porsiyonlar halinde diğerlerine bölüştürülür.” Yorum: Niye be, niye? İnsanlar yemek sofrasında canı nere isterse oraya otursun. Yemek, çoluk çocuk yaşlı demeden herkese ortak olsun. Hayalimdeki Ütopya: Sabah ve öğle yemekleri sakin ama akşam yemekleri ramazan sofraları gibi kalabalık ve şenlik geçmesini tercih ederim. Alıntı 17- “Öğle ve akşam yemekleri kimsenin sıkılmaması için epey kısa tutulan ve yüksek sesle okunan öğretici bir edebiyat metniyle başlar.” Yorum: İnsanların hepsi edebiyattan hoşlanmayabilir. Hayalimdeki Ütopya: Özellikle akşam yemekleri ramazan sofraları gibi renkli ve rengarenk olsun. Ayrıca edebiyattan ve müzikten hoşlanan arkadaşlık grupları da varsa onlar da edebiyat ve müzik eşliğinde yemeklerini yemesi çok hoş hoş olur. Alıntı 18: “Başka bir şehirdeki arkadaşınızı hatta sadece şehri görmek isterseniz bile vekilharcınıza ve yargıcınıza başvurmalısınız. Bunun iznini kolayca alabiliyorsunuz yeter ki evinizde size acil bir ihtiyaç olmasın. Toplu bir seyahat belgesiyle yolculuk eden bir grup insanla birlikte yola çıkıyorsunuz, ne zaman geri dönmeniz gerektiğiyle ilgili belgeyi de belediye başkanı imzalıyor.” “… yirmi dört saatten uzun kalacaksanız, her zamanki işinizi gittiğiniz yerde de sürdürmeniz bekleniyor ve orada aynı işi yapan insanlar size kucak açıyorlar.” “Seyahat belgesi bulundurmaksızın kendi bölgenizin dışında yakalanırsanız utanç içinde eve getirilir ve bir kaçak olarak ağır biçimde cezalandırılırsınız. Bu suçu ikinci kez işlerseniz cezası kölelik. Gittiğiniz yerde sabah ve öğle mesaisine katılmadığınız sürece yemek yiyemezsiniz.” Yorum: Thomas, hayalindeki bu ülkede yaşayan insanların nasıl mutlu olabileceğini cidden nasıl hayal edebildi akıl alır gibi değil. Ütopyanın her bir yanından baskı, yasaklanma, kısıtlanma akıyor. İnsanlar günümüzde ülke dışında vizesiz yakalanınca bile sadece sınır dışı ediliyorken, ütopyada insanlar kendi ülkesinde başka şehirde yakalandığı için ağır cezalandırılıyor olması ütopyanın ne kadar ilkel kurallarla yönetildiğini gösteriliyor. Hayalimdeki Ütopya: Ülkede yaşayan insanlara haftada 4 gün mesai, 3 gün tatil olmalı. O 3 gün içinse fakir, zengin insan fark etmeksizin rahat rahat gezebilmesi için bütün şehirlere ücretsiz ulaşım, her şehirde ücretsiz konaklama olmalı. Alıntı 19: “Anlayacağınız üzere, nerede olursanız olun herkesin gözü üstünüzde olduğu için işinizi yapmaktan ve boş vaktinizi yararlı şeylerle değerlendirmekten başka çareniz kalmıyor.” Yorum: Büyük Birader sizi izliyor! Çalışın köleler! Hepimiz birbirimizi izliyoruz, nasılsa. Hayalimdeki Ütopya: İnsanların çalışma ortamlarının rahat olması, insanların çalışırken kendilerini mutlu hissetmesi çalışma verimlerinin arttıracağını düşünüyorum. Alıntı 20- “Paranın asıl işlevi, kendi canlarını tehlikeye atmaktansa maaş ödemeyi tercih ettikleri paralı yabancı askerlere yüklü ödemeler yapmak… birbirlerine ihanet etmeleri veya kendi aralarında savaşmaları için düşmanlara rüşvet verilebileceğinin de farkında elbet.” Yorum: Hiçbir insanın hayalinde savaş gibi kötü bir şey olmamalı. Hele de böyle Ali Cengiz oyunları ile savaş hiç olmamalı. Thomas, savaşın bile onurlusunu hayal edememiş. Vay be yeryüzü cennetine bak! Hayalimdeki Ütopya: İnsanların birbiriyle savaşmadığı, bütün devletlerin birbirine yardım ettiği, birbirlerine saygı gösterdiği, her milletin ortak insan kültürüne katkıda bulunduğu bir dünya düzeni. Çok zor değil gerçekten. Alıntı 21- “Ütopyalılar, avlanmayı özgür insanların haysiyetine yakıştırmaz ve bunu bütünüyle daha önce köle olduklarını belirttiğim kasaplara bırakırlar.” Yorum: Ya, ya tabi! Ütopyada köleler insan değildi dimi? Haysiyete yakışmadığını düşündüğünüz her şeyi kölelere bırakın! Kasaplıkta kendine özgü bir meslektir. İşin erbabından kim anlıyorsa o mesleği onlar icra etsin. Mesleği küçümseyip insanları aşağılamak için meslek birilerine verilmemeli. Hayalimdeki Ütopya: Keşke bütün hayvanlar insanların dostu olarak ölene kadar yaşamaya devam etse. Etler aynı sağlıkta, tazelikte ve lezzette tohumla üretilebilseydi. Alıntı 22- “Kızlar ancak on sekizinde evlenebilir, oğlanların dört yıl daha beklemesi gerekir. Yorum: Yine saçma ütopya kurallarından biri. Kendi yaşından birine âşık oldun mu geçmiş olsun. 4 yıl daha beklenmesi gerekecek. Hayalimdeki Ütopya: Kız ile erkek arasında evlilik yaş ayrımı olmasına gerek yok. Alıntı 23- “İster hiç evlenmemiş yaşlı bir kadın olsun ister dul, gelin adayı, evli ve saygın bir kadın tarafından çırılçıplak soyulup damat adayına sergileniyor. Uygun bir refakatçi de damadı soyup geline gösteriyor.” Yorum: Thomas son olarak aşk, romantizm, sevgi bütün bu kavramları da kendi ülkesinde öldürmeyi başardı. Evlilik işini beden alıp satma işine dönüştürdü. Bravo Thomas, tebrikler. İyi ki bir ülkenin başına diktatör olmamışsın. Hayalimdeki Ütopya: Öyle bir ülke olsun ki. Her insan hayalindeki aşkı yaşayabilsin. Hiçbir insan sevgisiz büyümesin. Alıntı 24- “Yine de bazen gerek erkek gerek kadın, kendisini daha mutlu edecek gibi görünen başka birer eş adayı bulursa, geçimsizlik gerekçesi ve karşılıklı rızayla boşanmak mümkün.” Yorum: İnsanların canı sıkıldıkça eş değiştirmelerinin önü de açıldı. Hayırlı olsun. Hayalimdeki Ütopya: İnsanlar, öyle güzel bir aşk evliliği yapsınlar ki gözleri sevdiklerinden başka kimseyi görmesin. Alıntı 25- “Zihinsel bakımdan yetersiz insanları gerçekten çok seviyor ve onları aşağılamayı ayıplıyor ama onların aptalca davranışlarına gülmekte bir sakınca görmüyorlar. Hatta böyle durumlarda gülmenin daha iyi olacağını düşünüyorlar çünkü onların söylediklerini, yaptıklarını komik bulacak kadar mizah anlayışınız yoksa bu kimselerin bakımını üstlenecek doğru kişi olmadığınız açıktır.” Yorum: Yani, bilemedim. Kendilerine sürekli gülünmesi halinde zihinsel bakımdan yetersiz insanlar da kendini kötü, yetersiz, farklı hissetmez mi? Hayalimdeki Ütopya: Zihinsel bakımdan yetersiz insanları, normal seviyeye getirebilecek tedavi yöntemlerinin gelişmiş olması daha güzel olurdu. Alıntı 26: “Sözgelimi topluma büyük hizmetlerde bulunarak kendini gösterenlerin hem başarılarını anmak hem de atalarının şanını hatırlamak sonraki nesilleri daha büyük başarılara teşvik etmek için çarşıda heykelleri dikilir.” Yorum: Her yeri insan heykelleriyle doldurmak yerine bu kişilerin başarıları, okul derslerinde çocuklara öğretilmesi başarıyı daha çok teşvik edebilir. Hayalimdeki Ütopya: Başarılı insanların hayat hikâyeleri kitaplaştırılabilir. Alıntı 27- “Ütopyalıların savaşmaktan tam anlamıyla nefret ettiklerini söyleyebilirim. Savaşı bir şan ve şeref meselesi olarak görmeyen dünyadaki tek halk belki de Ütopyalılar. Tabi ihtiyaç olursa savaşmaktan ve aciz kalmasınlar diye her iki cinse de düzenli aralıklarla askeri talim veriliyor.” “Savaşmalarının tek sebebi, barışçı yöntemlerle alamadıkları sonucu almak ya da böyle bir imkân yoksa saldırganları şiddetle cezalandırmaktır ki böylece bir daha kimse aynısını yapmaya cesaret edemesin.” “Bu yöntem işe yaramazsa düşmanların arasına fitne tohumları ekip büyütür. Sözgelimi kralın kardeşi veya soylular takımının bir başka üyesini taht için kışkırtırlar.” “Savaşma işinin çoğunu paralı askerler yapar.” Yorum: Günümüzdeki bazı ülkelere benzettim: Savaşmayı sevmiyoruz ama vs. vs. deyip ortalığı karıştırmak için her şeyi yapan. Hayalimdeki Ütopya: Hiç savaşın olmadığı bir dünya. Alıntı 28- “Ütopyalılar savaşı kazandıkları için katliama girişmezler. Düşman kaçmaya başladıysa, onları öldürmektense esir almayı tercih ederler.” Yorum: Tabi canım ülkeye bol bol köle lazım. Ölüler bir işe yaramaz. Eğer söylediklerinde dürüst olsalardı esir almak yerine kaçan insanları özgür de bırakabilirlerdi. Hayalimdeki Ütopya: Barış, barış hep barış… Alıntı 29- “Buralarda yaşayanların bazısı güneşe tapıyor, bazısı aya, bazısı da değişik gezegenlere.” Yorum: İlkel dini inanışların Thomas’ın modern uygar toplum dediği ütopyada da devam ediyor olması çelişkili bir eylem. Hayalimdeki Ütopya: İnsanların farklı dinlere inanıyor olması dünyaya bir zenginlik katmamış aksine insanlar arası savaşlara, çatışmalara, ayrışmalara neden olmuş. Bu sebeple dünyada hiçbir dinin olmaması ya da varsa da bütün insanlığın inandığı tek bir hakiki dinin olması. Alıntı 30- “Ruhun bedenle birlikte öldüğü, evrenin amaçsız olduğu ve amaçsız öğretisine benzer, insan haysiyetiyle hiç bağdaşmayan inançları halkına kesin olarak yasaklamış.” Yorum: Böylelikle Thomas, ütopyasında düşünce özgürlüğünü de yasaklamış oldu. Çünkü kendi hayali ülkesindeki herkes onun gibi düşünmek zorunda. Farklı düşüncelere tahammülü yok. Hayalideki Ütopya: İnsanlar, dinlere inanıp inanmamakta özgür olmalı. Kimse kimseyi dinlere inanıyor ya da inanmıyor diye yadırgamamalı, eleştirmemeli, kınamamalı. Alıntı 31- “Kadınlar evde kocalarının, çocuklar da ebeveynlerinin önünde diz çöker, bilerek veya bilmeyerek işledikleri kabahatler için af dilerler.” Yorum: Kadınların günahları için kocalarının önünde diz çöküp af dilemesi kadınlar için çok aşağılayıcı bir durum. Hayalimdeki Ütopya: Bir insan günahlarından arınmak için başka bir insana yalvarmamalı. İnsanlar, günahları için direkt Tanrı’dan af dilemeli. Alıntı 32- "Asla hayvan kurban etmezler; esirgeyen bir Tanrı’nın can alınmasından ve kan dökülmesinden hoşlanabileceğine ihtimal vermezler. Çünkü onlara göre Tanrı, yaşamalarını istediği için mahlukata can vermiştir." Yorum: Savaşlarda insanları öldürürken, hayvanları köle kasaplara kestirirken sıkıntı yok da iş dini ritüelleri yapmaya gelince mi… Hayalimdeki Ütopya: Dini ritüeller, insanlığın en büyük zenginliklerinden. Hepsi şölen havasında düzenlenebilir. Alıntı 33- "Çalışanlara karşı nankörlüğün alası ise yaşlanıp hastalandıklarında ve tümüyle muhtaç duruma düştüklerinde yaşanır. Hayatlarının en iyi yıllarında düştüklerinde yaşanır. Hayatlarının en iyi yıllarında onlardan yararlanan düzen, topluma hizmet etmek için nice saatler uykusuz kalanları bu sefer unutur ve yaptıkları çok önemli işlere karşılık onları sefalet içinde ölmeye terk ederler." Yorum: Thomas’a katıldığım tek yer oldu. Maalesef acı bir durum. Günümüz dünyasında da devam eden acı bir gerçek. Hayalimdeki Ütopya: Emeklilerin çalışmayı bıraktıktan da sonra maddi ve manevi hayatlarının güzel bir şekilde devam etmesinin sağlanması güzel olur.
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,7bin okunma
·
685 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.