Gönderi

inceleme spoiler içerir
Puan vermedi·294 syf.··
2024 12. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2024 01:46
Sağırdere Kemal Tahir’in ilk romanı. Olayları Çankırı ilinin Kurşunlu ilçesinin Yamören (şimdiki adıyla Yeşilören) köyünde geçmektedir. Zaten Kemal Tahir de bu romanı Çankırı hapishanesinde yattığı sırada koğuş arkadaşlarından dinlediği hikayelerden yola çıkarak kaleme almıştır. Sağırdere Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu köylüsünün portresini çizmektedir bize. Aynı zamanda bölgede o dönem hâlâ korunmakta olan Ahi geleneklerini de görmekteyiz. Tabi Kemal Tahir’in kalemi Anadolu köyünü ve köylüsünü hiçbir zaman tek bir yönüyle ortaya koymaz. Kemal Tahir’in her kitabında olduğu gibi Sağırdere romanında da olaylar ve olgular eğilip bükülmeden bütün yönleriyle anlatılmaktadır. Mesela sadece Ahilik geleneğinin güzel ahlakı, yardımlaşma dayanışma bilinci değil bunun yanında köylü kısmının bir takım ahlaksızlıkları, cahillikleri, kıskançlıkları ve türlü oyunları da olduğu gibi aktarılmaktadır. Hatta kemal Tahir’in başka bir romanı olan Karılar Koğuşu’nda bu durum şöyle yansıtılmıştır: -Neye dair yazıyorsun? -Yamörenli Mustafa'ya dair -Ne yapıyor bu Mustafa? -Köylü kısmı ne yapar? Komşusunun ırzına dolaşıyor -Töbe Yarabbi Rezilin biriymiş -Sorma Olursa bu kadar olur canım Kitabın anlatımı o kadar doğal ve sade ki, okurken olaylar ve sayfalar akıp gidiyor, nasıl başlayıp nasıl bitirdiğinizi anlayamıyorsunuz. Ayrıca yazar anlattığı dönemi, olayları ve mekanları oldukça gerçekçi bir şekilde aktarmaktadır. Bunu kitabın birkaç yerinde geçen alaturka saat ibarelerinde, uzunluk ve ağırlık ölçü birimlerinde, mekan ve kıyafet betimlemelerinde çok iyi bir şekilde görebiliriz. Bunun yanında gurbet kavramı da oldukça iyi anlatılmıştır. Ayrıca günümüz Ankara'sının çok eski binaları ve semtlerinin o yıllarda nasıl inşa edildiğini de yine bu kitap sayesinde okumaktayız. Kitapta Ahi geleneğine ait birtakım kavramlar da dikkat çekmektedir. Çankırı yöresinde bu gelenekler "yârân" olarak adlandırılmaktadır. Her sonbahar mevsimi başlarında Çankırı mahalle ve köylerinde yedi sekiz kişiden oluşan yaşlılar grubu, aynı yaştaki kişiler toplanırlar. Toplanma yerleri, köylerde köy odaları merkez mahallelerde ise yârân evleridir. Toplantıda sözü geçen kişilerden birisi, "Bu yıl ocak yakalım" ya da "Bu yıl yârân yiyelim", "Bu yıl sohbet yapalım" der ve kabul edildiğinde o günkü toplantıda yârân üyeleri seçilir. Büyük Başağa, Küçük Başağa bu toplantıda seçilir. (kaynak:cankiri.gov.tr/kurumlar/cankir...) Kitabın ana karakteri Mustafa’nın abisi Murat küçük başağa, onun arkadaşı Battal ise büyük başağadır. Başağalar köyün gençlerini çekip çevirir, ahlak yönünden gelişmelerinde yol gösterir, köyün güvenliğini sağlarlar. Çankırı köylerinde "Köy Odaları" sohbet yeri olarak kullanılmaktadır. Kent merkezinde özel olarak inşa edilmiş "Yârân Evleri" ya da "Sohbet Odaları" vardır. Kitapta ise Himmet Çavuş’un odası aynı şekilde gençlerin toplanma yeridir. Yârân yasaları, yârân mahkeme ve cezaları geleneksel hukukumuzun güzel bir örneğini oluşturur. Halkın geleneksel olarak yaşattıkları ve uyguladıkları bu hukuk kuralları ile yârânda düzen sağlanmaktadır. Kitapta Pelvan Vahit ile Kulaksızın Mustafa kadın eğlencesinin yapıldığı evi gözetledikleri için heyete şikayet edilmiş, muhtar ve köyün ihtiyar heyeti çağırıp onları uyarmıştır. Bunun yanında köyün namlı hırsızı Topal İsmail de kitap boyunca sık sık yaptığı hırsızlıklardan dolayı heyete şikayet edilmekle tehdit edilmektedir. Ahilik gelenekleri yanında Çankırı yöresinin yerel âdetleri de kitapta anlatılmaktadır. Mesela düğünlerin öncesinde ya da başka özel zamanlarda köyün delikanlıları ve kadınları toplanıp dibek dövmeye giderler. Dibek dövmek birkaç kişinin büyük tokmaklarla çok büyük taş bir havanın içerisinde buğday dövmesidir. Düğünden önce yapılan dibek dövme düğün esnasında yenilecek yemeklere ve yapılacak ikramlara hazırlık niyetindedir ve düğünün başladığını müjdelemektedir. Diğer zamanlarda dövülen dibek ise imece usulü işlerin görülmesi içindir. Düğün öncesi dibek dövmeye gidilirken her evden birer kalbur hazırlanıp dibek alayına katılır ki bu kalburların içinde çeşitli yiyecekler vardır. Bu kalburlardaki ikramlar dibek dövülen yerde halka dağıtılır. Kadınlar kına gecesine benzer bir eğlence yaparlar. Buna ferfene gecesi denilmektedir. Kadınlar ferfene evinde toplanır gülüşür oyun oynar yemek yerler. Erkekler de aynı eğlenceyi köy odasında toplanıp yapmaktadır. Yine düğün adetleri de kitapta geniş yer bulmaktadır. Mesela düğünün son zamanlarında erkek evinden hediye yüklü bir hayvan yine erkek evinden birine emanet edilerek kız evine gönderilir. Bu hayvan hediyeler indirildikten sonra kız evinin ahırına bağlanır. Daha sonra da yine aynı hayvanın terkisine gelin bindirilerek erkek evine getirilir. Tabi bu görev çetin bir görevdir, yolda giderken hayvanı götüren kişiyi ürkütüp hediyeleri aşırmak isteyenler de olabilir. Ya da üzengiden kırk taş geçirmek isteyen olabilir ki o civarda büyük uğursuzluk olarak kabul edilir. Damat düğün günü nikah kıyılıncaya kadar ortadan kaybolur. Sağdıç önemli bir kişidir düğünde damadın vekili olarak her işe koşturur. Sağdıç kısmı öyle ağzı sıkı olmalıdır ki damadın saklandığı yeri kimseye söylememelidir. Dini nikahın kıyılacağı zaman da çok gizlidir, birkaç güvenilir kişiden başka kimseye söylenmez ki nikah esnasında kötü niyetli kişilerin bazı davranışları ile nikaha engel olacakları yönünde batıl inançlar vardır. (Benim en hoşuma giden gelenek ise gelin kız evinden ata binip yola çıktıktan sonra genç kızların da peşinden ata binip erkek evine gelmeleri oldu. ) Kitapta yer alan başka bir batıl inanç ise yarasa kemiğidir. Bu batıl inaç Çankırı haricinde başka bazı yörelerde de vardır. Kitaba göre bu yarasa kemiğinin bir tarafı değdirilen kişiyi değdiren kişiye karşı ısıtır diğer tarafı ise soğuturmuş. Okuyunca insana saçma gelse de kitapta o yörenin insanının bu batıl inançtan nasıl etkilendiği çok güzel bir şekilde anlatılmıştır. ----spoiler---- Kitabın baş karakteri Kulaksızın Mustafa köyden Ayşe isminde bir kıza vurulur. Ayşe’nin gönlünü edebilmek için çeşitli yollara başvurur ama ne çare. Kendisinden önce abisi Murat vardır sırada, abisi Murat nişanlıdır, yakında düğünü olacaktır. Mustafa’ya beklemekten başka çare kalmamaktadır. Mustafa bekleyedursun ki köyden Hocaların Hakkı da Ayşe ile evlenmek niyetindedir. Üstelik Hakkı evlidir, Ayşe’yi kuma olarak istemektedir. Ayşe’nin anası yüz lira başlığı görünce kızını kuma vermeye razı olmuş, Mustafa garibim fukaralıktan ne başlığın üzerine çıkabilmiş ne de ağası Murat henüz düğün etmediğinden kızı alıp kaçabilmiş. Çareyi gurbete çıkıp çalışmakta bulmuş Mustafa. Öte yandan onunla aynı dertten muzdarip bir de Pelvan Vahit var. Vahit de içten içe Güldane’yi sever ama hem yetimlik hem de fukaralık. Güldane’nin de tıpkı Ayşe gibi gönlü yoktur üstelik. Güldane’yi de Jandarma Nail alır. Ve evet, Güldane de tıpkı Ayşe gibi kuma olarak gider. Sevdiğini alamayan iki arkadaş Kulaksızın Mustafa ve Pelvan Vahit artık Ankara yolcusudur. Gurbette çalışıp para kazanmaya giderler.
SağırdereKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 01,015 okunma
··
313 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.