"Müslüman hayatını yaşarken vakit hususunda çok dikkatli olmalıdır. Her işini münasip ve uygun vakitte yapması gerekir. Vakit bir zaman ölçüsü olup Allah Teala'nın insana verdiği en büyük nimetlerden biridir. Vakit gerek alimin gerekse öğrencinin hayatında hem sermaye hem de kazançtır. Akıllı kimsenin bunu boş yere heba etmesi, hayatını boşa geçirip çarçur etmesi uygun olmaz. İşte bu sebeple hem kendimi hem de benim gibileri vakti değerlendirmeye teşvik için bu sayfaları toparlayıp yazdım. Ümidim odur ki bu eserlerde zikredilen ecdadımız ve geçmiş alimlerimizle ilgili haberlerden istifade edilir. Başarıyı temin eden Allah Teâlâ'dır"
Kitap, isminden de anlaşılacağı gibi zamanı doğru değerlendirmenin kıymeti üzerine yazılmış bir eser. Anlatmaya nereden başlayacağımı bilemiyorum. Çünkü oldukça zengin, insanın yüzüne tokat gibi vuran hakikatlerle dolu. Geçmişte yaşamış alimlerin zamanı değerlendirme konusundaki hassasiyetleri, yakın geçmişte yaşamış (hepimizin tanıdığı) ilim insanlarının nasihatlerinden oluşmuş yaşam rehberi formunda. Ali Fuat Başgil, Bediüzzaman Said Nursi ve daha birçok alimin uykudan uyandırıcı veciz sözleri, bir insanın hayatını nasıl yaşaması gerektiğine yönelik öğütler, ilim öğrenerek geçen ve bu uğurda yaşanan bir hayatın değeri...Kitaptan aldığım dersler bunlar ve daha buraya sığdıramayacağım kadar çok oldu.
Bu kitabı okuyana kadar böyle bir kitaba ne kadar ihtiyacınız olduğunu anlayamayabilirsiniz. Ama bence her Müslüman gencin okuması gerekiyor. Çok geç olmadan... Yoruma son verirken, kitapta geçen ve beni derinden etkileyen, bu kitabın ve zamanı değerlendirmenin neden önemli olduğunu anlamamıza yardımcı olacak şu olayı paylaşmak istiyorum:
Almanca dil kursundaydım. Hoca çok disiplinli biriydi. Bilhassa zaman açısından hiç müsamahası yoktu. Bir hafta boyunca kimin ne kadar geç geldiğini tespit ediyor ve onları geç geldikleri toplam süre kadar sınıfta tutuyordu. Tabi bu durum zaten kursa zor zaman ayırmış iş sahiplerinin hiç de hoşuna gitmiyordu. Bir gün haftalık cezası 18 dakika tutan bir arkadaşımız kızarak şöyle dedi: "Neredeyse saniyeleri de hesap edeceksiniz. Neyse hatırınız için bir başka zaman 10 dakika kalayım sınıfta. Şimdi çok acil bir işim var." Yaşlı Alman gözlerini kırpıştırarak bir süre süzdü bu arkadaşı ve şöyle konuştu. "Olmaz. Çünkü siz acil işlerinize bu kadar önem vermiş olsaydınız, şimdi benden 18 dakikalık bu cezayı almazdınız. Zira ders de sizin için günlü, saatli, acil bir işti. Bu bakımdan şimdi kalacaksınız ve 18 dakikalık bir ders vereceğim size." Belli ki hoca da kızmıştı. Ben de merak ederek kaldım sınıfta. Sıra aralarında birkaç tur attıktan sonra şöyle konuştu: "Arkadaşlar, zamanı iyi kullanmıyorsunuz. Hatta bu konuda benim gösterdiğim hassasiyete kızıyorsunuz. Ama ben haklı olduğuma inanıyorum. Belki de içinizden ne olacak 'gâvur kafası' diyorsunuzdur. Masasına gitti, çantasından basılı bir broşür çıkardı. "Şuna bakınız lütfen" dedi. Bir tren tarifesiydi. Arkadaş göz ucuyla bakıp iade edecekti ki, "hayır daha iyi tetkik etmenizi istiyorum" dedi. Trenlerin kalkış ve varış saatlerini tercüme ettirdi. Bunlar hep değişik ve karmaşık rakamlardı. Mesela kalkış saati 18.18 idi. 21.35 idi. Varışlar da hep böyleydi. 12.46, 9.27 gibi. 18 dakika cezalı arkadaşımız bu minval üzere uzayan rakamları görünce hocaya dedi ki, "Bakınız işte burada Avrupalı kafanın mantıksızlığı açıkça görünüyor. Ne demek yani 18 geçeler, 12 geçeler, 36 geçeler. Şuna 3.30, 4.30 deseniz olmaz mı? Hiç olmazsa çeyrek geçe deseniz de akılda kalacak bir sayı ve saat olsa." Yaşlı Alman'ın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm gezindi ve bakışlarından söyletmek istediği düşünceyi yakalamış olduğu belli oldu." Bana bakın dedi. Kendinize hakaret etmeyin. Çünkü bu tarifenin böyle düzenlenmiş olması Avrupalı kafanın mantıksızlığı değil, Müslüman kafanın tutarlılığıdır. Çünkü biz zamanı kullanmayı ve değerlendirmeyi Müslümanlardan öğrenmişizdir. İşte bu tren tarifesi de aynı anlayışın güzel bir örneğidir." Bizler hayret ve şaşkınlıkla ona bakarken hoca şöyle devam etti: "Siz Müslümanların ibadetlerinde yer önemli değildir. Dünyanın her yerinde ibadet edilebilir. Ama zaman çok önemlidir. Çünkü her ibadetin kendine ait bir vakti vardır. Hatta bu vakit ibadetin şartıdır. Yani vakitsiz ibadet ifa edilmiş sayılmaz. İbadetlerin vakitleri de bizim tren tarifesi gibi. Hep böyle 18, 17, 13, 10, 09 geçelerdir. Üstelik bu saatler de devamlı değişir. Bugün sabah namazını 7.21'e kadar kılabilirsiniz, ama yarın 7.22'ye kadar kılabilirsiniz. 23 gece olmaz. Sadece namaz böyle değildir. Oruca başlama ve bitirme saatleri de böyledir. Üstelik bu ince hesaba dayanan saatler her gün değişmektedir. Böylece de Müslümanlar her gün değişmekte olan zamana karşı uyanık olmakta, zamanın kıymetini anlamakta ve onu iyi değerlendirmek üzere hazırlanmaktadırlar. İbadetlerini yapan bir Müslüman her gün değişen dakikalara ayak uydurmaya ve dakikaları değerlendirerek yaşamaya mecburdur. Bizim zamana bakışımızın ilham kaynağı Müslümanlardır."
Yaşlı Alman hoca "Çıkabilirsiniz" dediği zaman hepimiz tarifi imkansız bir mahcubiyet içindeydik.