Gönderi

Küfür tek millet midir?
Puan vermedi·168 syf.··
2024 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2024 13:10
Özdenören’in kalemini merak ettiğim için bu kitabı okumak istedim. Yedi Güzel Adam’ın içinde Müslüman kimliği ile öne çıkmış önemli bir yazar olduğunu unutmayarak kitabı okudum. Belki diğer eserlerini okusam öğrenecek pek çok şeyim olabilir ama henüz Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler kitabı hakkında bir yorumda bulunabiliyorum. İlk basımı 1985 yılında olan kitabın üzerinde çokça düzeltmeler yapılmış. Benim okuduğum 36. Baskı olmasına rağmen Özdenören, kitabının son halini gönlüne göre yazamadığını ifade ediyor. Ben de öyle düşünüyorum çünkü kitap çelişkiler ile dolu. Müslümanlık tanımı yaparken, küfür tek millettir derken, Batı’nın Müslümanlığa bakışını aktarırken yahut İslamiyet ile bilimi kıyaslamaya çalışırken... Genel anlamda İslamiyet karşıtı görüşlerin çürütülmeye çalışıldığı yazılar dizisi aslında bu kitap. Bence İslamiyet’i bu kadar sınırlayıp katılaştırarak anlatmak doğru değil. Allah, bu dini bize zorluk çekelim diye ya da zorda kalalım diye yaşatmıyor. İslam kolaylıklar, incelikler ile dolu bir din. İslam eğer bir kalıba sokulmadan yaşanırsa ve yaşatılırsa mükemmel bir din. Bu demek değil ki belirli kurallar çerçevesinde kurulmuş bu dinin kurallarını -haşa- değiştirerek yeni fetvalar verilerek yaşanması doğru olur. Aksine zaten bize yol gösteren farz, sünnet, vacip dediğimiz sınırları Allah bizim için belirlemiştir. İslam’da farz bile farzı ayn farzı kifaye şeklinde yapılması “zorunlu” olan ve yapılması “gereken” farzlar olarak ikiye ayrılır. Böylece İslam’ın hem ne kadar keskin hem de ne kadar esnek bir din olduğunu anlarız. Özdenören sayfa 66’da “Günümüzde kendisine Müslümanım diyenlerin çoğu “çağın gözüyle İslam’a bakma” yaklaşımını benimsemiş durumdadır. Bilim diye belletilen çağdaş sapkınlıklara kesin doğrular diye bakılınca, yani “bilim” yeni bir “din” olarak dogmalarımızın arasına katılınca, bu yeni dogmanın İslamiyet’i reddetmediğinin görülmesi çoğu Müslüman’ın böyle bir bakış açısını benimsemesine yol açmıştır. ...oysa Müslüman çağın gözüyle İslam’a bakmaz, İslam’ın gözüyle çağa bakar.” Bu cümleler bırakın Müslüman bir insanın dinden soğumasını direkt olarak İslamiyet’i kabul etmeyen birini bile İslamiyet’e düşman edebilir. Bağnazlık dediğimiz şey tam olarak budur. Allah, Kuran ayetlerini Efendimiz(s.a.v)’e indirirken hepimizin bildiği gibi ilk ayet “Oku” olmuştur. Bu zaten bilim dediğimiz şey değil midir? Okursanız, bilirsiniz. Bilirseniz uygularsınız. Buradaki basit ayrıntı ışığı yakmadan perdeleri çekmek sünneti gibidir. Siz perdeleri çekmeden ışığı yakmamanın bir sünnet olduğunu bilerek yapıyorsanız orda bir sünnet sevabı kazanırsınız. Ama eğer evinizin içi görünecek diye ışığı yakmadan önce perdeleri çekiyorsanız ve bunu yaparken sünnet olduğunu bilmeden yapıyorsanız orada hiçbir sevap almıyorsunuz. İşte buradaki basit ayrıntı dini ve onun kurallarını bilmekten geliyor. Bunu bilmek ise okumak, araştırmak ve yaşamaktan geçiyor. İslamiyet’e inanmayan ama insanlığa faydalı ilimler ile uğraşan kişiler İslam nezdinde bir niyet barındırmadıkları için bir sevap da alamamış oluyor. Aslında bir nevi arz talep meselesi gibi. Siz size verilen akıl ile -büyük bir buluş gerçekleştirebilmiş ilim insanlarının zekasından bahsediyoruz- bunun Yüce bir sebepten kaynaklandığını düşünemezseniz doğal olarak bir talepte de (sevapta) bulunamazsınız. Belki de Özdenören’in “sapkınlık” olarak nitelendirdiği “bilim” sayesinde insanlığa sağladıkları faydalardan dolayı bu kişiler Allah’ın merhametine mazhar olabilecekler, bilemeyiz. Yine kitapta yer alan "Küfür neden tek millettir?" başlıklı yazı dikkatimi çekmişti. İslamiyet’te miras konuları için Efendimiz(s.a.v)’in Müslüman kafire, kafir de Müslümana mirasçı olamaz anlamına gelen Küfür tek millettir hadisinden Özdendören o kadar yanlış istifade etmiş ki konu hümanizme bağlanmış. Yıllardır Gazze'de yaşanan zulüm geçtiğimiz aylarda katlanarak arttı ve daha acımasız hale geldi. Birçok kişi küfür tek milletir diyerek Siyonistleri boykot etti. Bu kitabı da tam o sıralarda okuduğum için farklı şeyler düşündüm. Bu yüzden aslında kitaptaki fikirler bana çok yanlış geldi. Çünkü bu cümle Efendimiz’in bir sözü olduğu için dikkat çekiyor ancak amacı dışına saptığı için yanlış algılanmaya çok müsait. Şimdi konuya açıklık getirecek olursak: Gazze’yi hümanizm çerçevesinde birçok Müslüman olmayan ülkede Müslüman olmayan insanlar da savundu. Birçok devlet boykot etti. Tabii işin içine maddiyat girince konu çok su götürür orası ayrı. Özdenören sayfa 37’de “Müslümanlar özellikle geçen yüzyılın ortalarından itibaren, İslam dışı dünyaya, Müslümanca görüşle değil “hümanistçe” bir tutumla bakma çabasında oldular.” Diyor. Tabii ki öyle olacak! Öyle olması gerekiyor! Eğer bu fikir doğrultusunda bir çıkarım yapacak olursak: O zaman Suriyeli göçmen ve mültecilere, Gazze’de yaşanan zulme Müslüman olmayan “hümanist”ler sessiz kalsaydı(!) Dünya değişiyor, ama bu ülkenin bağnaz İslamcı zihniyeti değişmiyor! Hümanizm, popüler kültür tarafından balonla şişirilmiş, süslenmiş bir kavram sadece ama gerçek olan bir kavram var: Vicdan. Eğer hümanizm olmasaydı da günün sonunda insan olarak merhamet ve vicdan sahibi olan herkes hümanizmi savunacaktı zaten. Bunun din ile, inanç ile, tabiri caizse “üniversite bitirmek” ile, onlarca kitap okumakla da alakası yok. Aynı zamanda Özdenören’in küçümsediği “hümanizm” İslam’ın temel düsturu olan “hoşgörü” dür. Benim bir iki yazı öncesinde yazdığım hoşgörü mantığından ziyade; İslam’ın lanetlediği bir konuda hoşgörülü olmamakla birlikte lanetlenen günahtan tövbe edip dönen birine karşı hoşgörülü olmak da yine İslam’ın düsturudur. Ancak günahında ısrar eden, günahından dönmeyen birine karşı Müslüman eliyle, diliyle ya da kalbiyle buğz etmezse, Allah korusun küfre düşebilir. Allah müşkül durumdaki kulunun elinden tutanın elinden tutar. Onu en güzel nimetleri ile donatır. Onun dualarını kabul eder, günahlarını affeder. Bu sadece maddiyatla olmaz. Maddi olmasa da derdi olan biriyle bir sohbet etmek, elinden geleni elinden geldiği kadar yapmak, ona dua etmek bile bazen yeter. Hümanist bakış gerekmez bunun için Allah zaten her kulunun içine bu duyguyu koymuştur, bu vicdan duygusudur. Efendimiz (s.a.v) Mekke’de peygamber olmadan önce de Muhammed’ül Emin diye bilinirdi. Çevresindekilere yardım eden, insanlara kötülüğü dokunmayan, vicdanlı ve sevgi dolu biriydi. Herkesin gıpta ettiği bir karakteri vardı. Müslüman ümitsiz olmaz bilinci, daha İslam güneşi ile her yeri aydınlatmadan önce onun düsturuydu. Özdenören’in tezini çürütecek olursak en güzel örnek Efendimiz’in hayatı olacaktır. O, önce herkese insanlığını sevdirmiş sonra Müslümanlığı kabul ettirmiştir. Onun ümmeti olarak önce çevresindeki zulümlere duyarlı, vicdanlı birer “insan” sonra da bu insanlığını imanı ile birleştiren birer “Müslüman” olmayı Allah bize nasip etsin. Çünkü bence vicdan, kulun imanı kadardır. İyi okumalar dilerim.
Müslümanca Düşünme Üzerine DenemelerRasim Özdenören · İz Yayınları · 202110,4bin okunma
·
123 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.