BÖRÜ 2-3-4
Ben geldim ve aşırı heyecanlı geldim. Başlamadan uyarmak istiyorum yorum biraz fazla uzun olacak çünkü üç kitabı birden yorumlayacağım. Serinin ilk cildini bundan önce tek olarak paylaşmıştım, burada da geriye kalan 3 cildini yorumlamaya çalışacağım. Önce konularından biraz bahsedelim.
İlk olarak söyleceyeciğim şu ki her ne kadar birinci kitabı okuduktan sonra bunları okumanıza gerek kalmasa da onu okumadan bunları okumayın, anlamayacağınız bir şey genelde olmaz ama yine de arada çok bağlantı var. Gelelim ikinci kitabın konusuna, bu kitapta birinci kitapta baş karakterimiz olan Börü han’ın oğulu Alpagut Han ve torunları Börü ile Asena anlatılıyor. İlk başta Alpagut Hana ve börü’ye yapılan suikast ile başlıyor ve olay örgüsü buna bağlı olarak bir çok hainlikle devam ediyor. Ve kitabın sonunda da yurtsuzlara karşı yapılan savaşı anlatıyor.
Üçüncü kitapsa yaklaşık son 25 sayfaya kadar tamamen düz bir şekilde savaşa girip kazandığımız utkuları anlatıyor. Ben okurken biraz sıkılıp ne zaman bitecek diye hızlı okumaya başlamıştım taki son sayfalara kadar, sonunda öyle şeyler oluyor ki sindirmek için durup biraz beklemeniz gerekiyor.
Serinin 4. Ve son ktabına gelecek olursak bu kitap gayet akıcı ve heyecan dolu geçti. Bu kitapta kurt diyarı ordularının bir kısmı başlarında Cerkutay Hanın büyük oğlu Tendübay Hanla denizlerin ötesindeki diyarlarda zulüm gören kandaşlarımıza yardıma giderken geride kalan yurt ise yapılan hainlikler ve oyunlar ile tam anlamıyla birbirine giriyor. Ne var ki burada da Cerkutay Hanın küçük ama acımasız oğlu Buga kağan sayesinde bir çok beladan az hasarla çıkıyor.
Sizce denizlerin ötesindeki ordu hiç bilmedikleri diyarlarda barbarlara karşı verdikleri savaşı kazanabilecek mi?
Buga kağan yurduna yapılan hailiklerin sorumlusunu bulup kıyınını verebilecek mi?
En önemlisi de Börü dedesi Börü Han gibi cesur olabilecek mi?
Gelelim benim yorumuma. Öncelikle ben savaş konulu kitapları fazla sevdiğim için bu seriye aşık oldum diyebilirim. Her ne kadar fazla fantastik olaylar içerse de savaş sahneli aşırı iyi yazılmış. Ama tabiki hoşuma gitmeyen yerlerde oldu. Bazı karakterlerin ölmesi bence aşırı saçma ve gereksizdi. O sahnelerde durup birkaç dakika sinirden bağırmış olabilirim. Hatta dedeme bile yakındım o derece. Bence bu kitap büyütülmesi ve abartılması gereken bir kitap, çünkü kitap çok iyi bunu ne kadar desem de usanmayacağım galiba, okuyun okutun ve abartın. Şunu da söylemeden geçmeyeyim, dördüncü kitapta Börü her zaman ön planda değil doğrusu kitapta o kadar çok rolü büyük olan karakter var ki burda hepsinden bahsetmem imkansız ama kurt diyarının kasabı olarak bilinen Çoga’yı anmadan geçemeyeceğim, o nasıl bir savaşçılık, o nasıl bir töre aşkı, resmen hayran kaldım. Neyse daha fazla uzatıp canınızı sıkımıyım. Sanki ilk romanımı bu yorumla yazmamışım gibi bir sonraki kitapta görüşmek üzere…
Buna benzer bildiğiniz savaş temalı kitaplar varsa sizi yorumlara bekliyorum.
“Bazen aşk, kana bulanmış halde onun nefesi için çarpışmaktır… Kendi nefesini hiçe sayarak!”
“Ölümden hayat dilenmek, ahmakların işidir!”
“Acun denen uçsuz topraklarda ne köpek sürüsü tükenir, ne de yağı!”
“Irmaklar taşmak ister…”
Ordu hep bir ağızdan devam etti: “Kanla!”
“Taşlar, göğsüne kazınacak kahramanlık ister…”
“Pusatla!”
“Tamunun karanlığı dolamak ister…”
“Başla!”
“Soğuk toprak ısınmak ister…”
“Canla!”
“Erlik Han zincirlerini şakırdatır…”
“Çoga’yla!”
“Ve aslanlar haykırır…”
“Ur Ah! Ur Ah! Ur Ah!”