İncelikli bir konu başlığı ve incelikli bir çalışma. Bu yıl sessizlik, sevgi, zihin, bilinçdışı gibi konularda okuma yapmak istemiştim. Bu kitap da devam niteliğinde iyi bir çalışma oldu.
Açık bir başlangıçla ve bütünsel bir sonla hilesiz hurdasız ve bütün kartlar açık bir şekilde yazılmış.
Arka kapakta bir Jacques Riviére alıntısı var ve konunun ele alındığı bağlamlarla ilişkisini çok güzel açıklıyor:
"İçimizdeki kendini aldatma dürtüsünün varlığından ve faaliyetinden haberdar olmadan ve onun düzenlerine karşı hazırlanmadan insanın duyguları üzerine çalışmaya koyulmak, bir sondaj aleti olmadan, sadece suyun yüzeyine bakarak, denizin derinliklerinin yapısını anlamaya çalışmak gibidir."
İlerleyen kısımda Aichorn'un yaklaşımı ilgimi çekti. Ben ve üstben yetersizliğinin aslında sorumluluğun kabulünden kişinin kendini kabulüne varan birçok uzlamda tehlikesini düşündüm. Kişinin aslında kendisini sevmesi vurgusunun, kendisini dolayısıyla da sorumluluğunu kabul etmesi gereksinimiyle ilişkilendirilebileceğini düşündüm.
Son bölümlerde "kendini aldatmanın nöropsikolojik çerçevesi" ile güzel bir kapı aralanmış fakat dağılmadan "kendini aldatma açıklama gerektirmiyor" başlığıyla kendini aldatmanın zihnin işlevleriyle, seçici dikkatle ve daha önce de vurgulandığı gibi zihnin savunması gibi kavramlarla ilişkisine doğrudan değinilerek kendini aldatmaya zihnin şaşırtıcı bir yeteneği olarak bir bakış sunulmuş ve bu yeteneğin samimiyetsiz ya da paradoksal bir zeminden ziyade gayet rasyonel ve doğal hatta samimi bir temele oturtulması sağlanmış.
Başlarda bahsi geçen kasıtlı cehalet tanımı sonlarda da tutarlı bir şekilde kendini aldatmanın temellendirilmesinde doğrudan kullanılmış. Fakat bu kasıtlılığın işlev ve yapısının yani ne çeşit bir kasıt içerdiğinin uzun uzadıya kavramsallaştırılması eklenmiş.
Son kısımlarda yine "Bir kişi tamamen çatışan iki bilişsel bağlanmaya sahipken, inanç, duygu ve tepkilerinde sahiciliğe gerçekten ulaşabilir mi?" sorusu sanatın varoluşu ve işlevi bağlamında çok temiz bir şekilde açıklanıp yaklaşımı kuvvetlendirmiş.
Kitap 1970 gibi bir yılda şimdi bile tamamıyla aydınlatılamayan zihnin henüz yeni yeni dikkat çektiği dönemlerde yayımlanmış olmasına rağmen gerçekten böyle esaslı bir konunun dağıtılmadan, abartılmadan ve zihnin işlevleriyle, rasyonellikle bağı koparılmadan açıklanmasına vesile olduğu için bence çok değerli bir çalışmaydı.
Self-deception benim lise yıllarında kendimdeki tezahürünü yeni yeni idrak ettiğim, çok uç noktalara varabilen, çok sevgili arkadaşımın "bu bu değil, bu senin istemendir" telkiniyle rasyonalize ettiği ekonomik, siyasi, toplumsal, bireysel birçok zemine oturtulabilecek esaslı bir konu. Günümüzde yani yapay zekanın ön plana çıktığı post modern toplumda kendini aldatmanın her türlü tezahürünü görüyoruz ve görmeye de devam edeceğiz. Bu tarz paradigmalarda olağan bir şekilde gelişen bir yetenek, bir niyet, bir savunma bazen Montaigne'in dediği gibi savaşçı bir tavra bürünebiliyor.
Kendini aldatmak zihnin kontrol edilmesi gereken bir yeteneği midir yoksa yalnızca zihnin yanılsamalarından biri midir?
Kesinlikle tartışmaya değer.