Hayatımızdaki insanı kıskanmak elbette ki belirli bir düzeyde olmak kaydıyla sevgi ile bağdaştırılabilecek bir durum. Peki ya geçmişi kıskanmak? Soruyu biraz daha geriye saralım. Hayatımızda bulunan insanın geçmişini neden kıskanırız? Mülkiyet dürtümüzün doyumsuzluğu mudur buna sebebiyet veren, insanın ne kadar parası olursa olsun zamanı - buna geçmiş de dahil - satın alamayacağını bir türlü anlayamaması ve bu doyurulması olanaksız arzunun karşısındaki ezilmişlik hissinin getirdiği bir tür refleks midir? Sebebi her ne olursa olsun hastalıklı bir durum olduğuna şüphe yok.
Graham otuzlarının sonunda olan bir tarih profesörüdür. Barbara ile aralarında neredeyse ast üst ilişkisi sayılabilecek bir evlilikleri vardır. Graham Barbara'yı sonradan evleneceği Ann ile aldatır. Ve evlilikleri üzerinden bir süre sonra tesadüfi olarak (?) Ann'in oynadığı ikinci sınıf filmlerdeki sevişme sahnelerine tanıklık eder. Ardından durdurulamaz bir arzuyla adeta bir arkeolog edasıyla eşinin geçmişini kazmaya başlar.
Julian Barnes gerçekten hayatın inanılmaz içinden bir kurgu kaleme almış. Özellikle Graham'ın ve onun özelinde orta-üst sınıf burjuva erkeklerinin bunalımları kitapta inanılmaz iyi yansıtılmış. Öyle bir kitaptı ki herkes haksızdı. Barbara'nın anlamsız megalomanlığı, Graham'ın kendi içinde bastıramadığı kıskançlık ve bunun temelinde yatan erkeklik krizleri kitapta çok iyi gösterilmiş.
Freud'a ait olduğu düşünülen ünlü bir söz vardır. Bir puro bazen sadece bir purodur. İnsan, bilinçaltının da baskılaması ile herhangi bir nesne veya olaya anlam yükleme eğilimindedir. Kısaca bazı nesnelerin veya olayların herhangi bir anlamı olmadığını , bilinçaltımıza yenik düşüp kendimizi kandırmamamızı anlatır bu söz. Peki ama ya bu sefer öyle değilse? İşte Graham'ı adım adım delirtip bitiren soru. Beğenerek okudum, tavsiye ederim. İncelememi Faruk Nafiz Çamlıbel'in bu kitap için epey manidar olan İntizar şiiri ile bitireyim.
"Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın
Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur
Dilerim Tanrı'dan ki sana açılan kucaklar
Bir daha kapanmadan toprakla dolsun
Kan tükürsün adını candan anan dudaklar
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun."