Kitap son 50 sayfasına kadar hiçbir şey olmuyor... kitap 647 sayfa... yani çoğu kişi 2. Kitabı daha çok sevdiğini söylemişti ama ben ilk kitapta yaşadığım hayal kırıklığının geçeceğini sanarken yine aynı taktikle karşılaştım.
Belki daha kötüsü çünkü en azından birinci kitap bu kadar uzun bir işkence çektirmemişti. Ağır bir eleştri olmasını istemiyorum ama gerçekten mantık çerçevesinde ele almadan, sadece eğlence amaçlı okuduğum halde bile katlanamayacak duruma geldim.
Kitap fantastik bir kitap olmaya çalışan ama daha çok romantizme heveslenen bir yolda. Yani kitapta olan entrikalar için bir fantastik evren yaratmana gerek yoktu diye düşünüyorum.
Neredeyse hiçbir olay olmuyor. Sayfa 90dan 580'e kadar bize gece sarayını tarif etmeye ordaki kuralların neler olduğunu veya geçmişte neler yaşandığını vs her şeyin hikayesi anlatılıyor. Rhys'a aşık olacak nedenler toplayarak geçti. Yavaş yavaş... Rhys'ın ilk kitaptaki karakteriyle ikinci kitapta gösterilen adam arasında dağlar kadar fark vardı. Karakterin aslında iyi yürekli ve halkını korumak için elinden gelen her şeyi yapacak bir adam olduğunu öğrendik. Bu iyi. Ama Rhys'ın çizdiği farklı ve etkileyici imaj ortadan kalktı. Tamamen sıradan tamlin gibi bir adam geldi. Tabi başta anlatılan tamlin.
(Rhys'la tamlin karakterleri bir kısımdan sonra birbirine karışmadı mı sizce de? İlanı aşk ettiği sayfalar tamlin konuşur gibiydi.) Yazarın amatör bir şekilde kaleme aldığı birçok açıdan belli oluyor, zaten.
Fantastik evreninde hala etkileyici bir şey bulamadım. Yazarın hikaye anlatımı iyi değil. Savaş sahnesi (aksiyon sahnesi) yazımı daha kötüsü. (O yüzden çok yazmıyor sanırım).
Ara ara bir şeyler oluyor hatta yaz sarayı lordunu taklit ettiği sahneyi beğendim ama genele baktığımızda yeterli değil. Kitap 250 sayfa olsa çok daha mutlu olurdum. Çünkü zaten en en fazla 250 sayfalık bir içeriğe sahip. Gerisi tamamen laf kalabalığı.
Romantizm kısmı ise cringelikten geçilmiyor. Birbirlerine sarf ettikleri sözler... Şu gece sarayının gelenekleri. Eşim olayı. Kadının ilk yemek servis etmesinin anlamları filan... konu tamamen kepazeleşiyor. (Daha iyi anlatacak bir kelime bulamadım)
Yazarın aslında yaratıcı fikirli olmadığını düşünüyorum. Tamamen kapalı bir penceren bakarak, fantastik kurgu romanı yazmaya başladığını düşünüyorum. Yani aklında tasarladığı bütün kurgular kadın erkek ilişkisi ve gerçek hayattakilere benzer geleneklerden ibaret.
Feminizm anlamını tam anlamadığını söyleyebilirim. Feminist bir karakter oluşturmak yerine ergen bir kız yazmış olduğunun farkındadır umarım. Sürekli "tamlin benim düşüncelerime kulak asmadı ama rhys dinliyor. Rhys bana karışmıyor, kendi kararlarımı kendim vereceğimi biliyor." edebiyatı yapılıyor kitapta. Defalarca. Düşünüyorum da rhys, sana bunu söyleyerek aslında kendi kararlarını kendin verebileceğine izin veriyor olabilir mi? Eğer eşitlik arıyorsan seni etkileyen sözlerin bu olmaması gerekirdi.
Bu konuyu daha fazla detaylandırmayacağım çünkü edebi değeri çok da yüksek değildi zaten, o yüzden hani bu sahneleri çok da kafa yorarak yazdığını düşünmüyorum.
Ayrıca diyaloglar çeviriden ötürü olabilir yazardan ötürü olabilir bilmiyorum ama çok üslupsuzdu. İtici derecede sokak ağızı kullanılmıştı ki böyle bir fantastik evrenin perilerinden lordlarından duymayı kimse beklemez.
Arada o kadar boş boş evde otururken, dışarıda boş boş gezerken yan karakterlerin hiçbirine de ısınmadım alışmadım çünkü konuşmaktan başka bir eylemleri yok. Uzun uzun konuşuyorlar, bir anı yaşamıyorlar neredeyse.
Hatta son 50 sayfa dediğim yüzleşme, işte baş kötü karakterle kapışma olan satırlarda bir aksiyon, orada bile büyülü sihirli güçlerini konuşturmuyorlar. Sadece konuşuyorlar :/
Birinci kitapta da dediğim gibi eğer bu kitabı lisede okumuş olsaydım sevebilirdim ve hala da severek okurdum çünkü bir anlamı olurdu benim için. ama doğrusunu söylemek gerekirse şu an bu kurgu beni biraz bile tatmin etmedi. Sarah J. Maas