"Son sabahımız olduğunu bilseydim, yatakta diğer tarafa dönüp ona sarılırdım."
cümlesiyle başlayan kitabın taraflarından birinin hayata veda ettiğini anlıyoruz hemen. Gerçekten de öyle, sevdiğimiz birinin hayattan kopacağını bilsek neler yapardık bilmiyorum ama sanırım ben bilmemeyi tercih ederdim.
Eşinin bozulan işleri nedeniyle sıkıntıda olan Sheila ve Glen, nereden bilebilirlerdi ki iki aydır kursa giden Sheila'nın bir gece dönmeyeceğini. Biraz daha para kazanmak için hem bir hırdavatçı deposunda hem de yan komşularının evinden idare ettiği işinin muhasebe kayıtlarına da yardımcı oluyordu.
Bir akşam saat onu geçmişti ama Sheila henüz eve dönmemişti. Çünkü bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Bağlantı yolunu ters yönden girmiş yolun yarısında arabayı yola enlemesine bölecek şekilde durdurmuş ve farları kapatmış ve bu şekilde uyuya kalmış olabileceğini düşünüyordu polisler. Hem de alkollü olduğunu. Tüm bunlar akıl alır gibi değildi. Acaba tüm bunlar bir kazadan mı ibaretti, yoksa ardında bambaşka gerçekler mi vardı?
İşte tam bu noktadan sonra olaylar bambaşka bir şekilde gelişti. Yazar giderek kişileri ve olayları genişleterek farklı karakterlerle size bir takım şüphe tohumları ekmeye de devam etti. İnsan eşini gerçekten ne kadar tanıyor sorusu akıllarda bundan sonra.
Okurken tahminlerle ilerlerken, olasılıklar zihninizde her an değişiyor ve o müthiş sona geliyorsunuz.