Puan vermedi·348 syf.··
2024 2. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2024 19:28
“Okumamış adamın mantıktan da öte gururlu ve sağlam yürüyüşünü hızla seyrediyordum. Bizim fethetmek için yıllarca büyük yorgunluklar harcadığımız manevi doruklara, o yaratıcı birkaç sözle ulaşıyordu ve biz diyorduk ki: “Zorba büyük ruhtur.” ya da onları aşınca biz o zaman şöyle diyorduk: “O delidir.” İşte böyle. Biri okuyarak hayatın anlamlarını idrak etmeye çalışan, soran; diğeri bizzat hayatın içinden geçerek, zaten akıllardaki sorulara hep bir cevabı olan, insan sarrafı, yaşayarak öğrenen, gezgin ruhlu bir adam. Biri kitaplara aşık, biri kadınlara… Bunları diğer incelemelerde okursunuz ancak benim eklemem gereken bir şey var: Nikos Kazancakis’in doğaya olan aşkı! Bu öyle bir aşk ki şöyle bahsediyor kendinden: “Bu deniz kıyısında iyiyim, beni rahat rahat alıyor burası; hiçbir şeyde eksik değil ama şu istek beni yiyor: Ölmeden önce, elimden geldiği kadar çok toprak ve deniz görmek.” Sadece görmek de yetmiyor kendisine. Bir manzarada aldığı hazzı anlatırken şöyle ekliyor: “Bu ıssız deniz kıyısına veda etmek, onu kafama işlemek, kaçarken yanımda götürmek için kıyıdan kıyıdan gidiyordum.” Bu satırlarda kendimi buldum. Manzarayı izlerken telefonuma değil de zihnime kaydetmeye çalışan kendimi… Bunlarla da yetinmiyor bizim de o hazzı alabilmemiz için formülü veriyor yazarımız: “Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız bütün bunların mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Yaşamayı çok iyi bilen bence sırrı çözmüş bir adam Nikos Kazancakis. Yine de sormaya devam ediyor tabii: “Bütün bedenimi, tepeden tırnağa hazza bırakmaktaydım. Yalnız ara sıra çevremdeki dünya mucizesine, içimdeki mucizeye hayranlıkla bakıyordum; ‘Nedir bu?’ diyordum. ‘Nasıl olmuş da dünya, ayaklarımız, ellerimiz, karnımızda bu kadar güzel bir uyum yapmış?’ Sonra yine gözlerimi kapıyor ve susuyordum.” Bazen de sorularına cevap buluyor: “Acaba hayat nedir diye düşünüyordum ve onunla deniz, bulutlar, kokular arasında ne gibi gizli bir ilgi vardı? Sanki o da deniz, bulut ve kokuymuş gibi.” O kadar aşık ki doğaya deniz kıyısında aşina insanların kötü olabileceğine ihtimal bile vermiyor: “Ne duygusal bir tembellik ovası, ruhun insanca tadını kaybetmeden yükselmesi için ne gerekiyorsa, ne kadar gerekiyorsa o kadar… Böyle bir yer, ne kahramanlar ne de domuzlar yaratır diyordum; tam insan yaratır.” Özetle kitapta böyle ruhsal aydınlanmalar varken Zorba’nın erilliğine kafayı takıp kitabı olumsuz eleştiri yağmuruna tutan insanlara hayret ettim. Kitabı okuyacaklara tavsiyem kitaptaki güzellemere odaklanarak keyfini sürmeleri. Zorba’nın da baktığı gibi: “Bu ne mucize patron! Şu uzakta sallanan mavi şey? Ne onun adı? Deniz! Deniz!” Son olarak, kendisi gibi biz kitapseverlere de bir mesajı var Nikos Kazancakis’in: “Sanat, gerçekte bir büyü oyunudur. İçimizde pusuya yatmış karanlık güçler oturmaktadır; öldürmek, yıkmak, öç almak, saldırmak için her zalimce davranışımızda, sanat tatlı flütüyle gelip bizi kurtarıyor.” İzin verin sizi de kurtarsın :)
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 202420,6bin okunma
·
1 +1'leme
·
346 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
“taşların, çiçeklerin, yağmurun, söylediklerini bir bilseydik! Belki bağırıyorlardır…” s. 117 Ah bir bilebilseydik.