Gönderi

Huzur adında bir huzursuzluk tablosu...
9/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2024 26. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 30 Temmuz 2024 13:53
Yıllar önce lisedeyken Tanpınar’ı okuma konusunda başarısız bir girişimim olmuştu. Edebiyat hocamızın isteğiyle Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne başlamıştım. Ancak kendimi hazır hissetmeden başladığım her kitapta olduğu gibi, kitabı aklımı veremeden okumuş ve romanın hakkını verememiştim. Bundan dolayı da aslında merak ediyor olmama rağmen yeni bir Tanpınar kitabına başlamayı epeydir erteliyordum. İki hafta önce, yaklaşık on ay boyunca rafta beni beklemiş olan Huzur’u okuma iştiyakını sonunda elde ettim. İyi ki de etmişim. Çünkü bu roman sayesinde Tanpınar’ın şiirsel anlatımı ve birbiri ardınca ahenkle sıralanan cümleleri beni adeta efsunladı. Kelime bilgimin ne kadar zayıf olduğunu bu denli somut bir biçimde görmek beni üzmüş olsa da, bilmediğim kelimelerin anlamlarını öğrenirken çok büyük bir zevk aldım. Yer yer yorulduğumu itiraf etmem gerek. Birkaç satır boyu devam eden cümleler, uzun uzun yapılan betimlemeler; kullanılan kelimeler zaman zaman gücümün azalmasına sebep oldu. Ancak sabırla, anlayarak ilerlediğim her lahza yazarın büyülü kelimelerinin müziği arasında dans ederken buldum kendimi. Tanpınar gibi usta bir yazara kitap incelemesi yazmak haddim olmasa da, beğendiğim ve dikkatimi çeken noktalara değinmekten kendimi alamayacağım. Türk edebiyatına çok hakim değilim. Bu fikrim zamanla başka bir yazarın etkisiyle değişebilir belki ama karakter tahlillerini Tanpınar kadar derinlemesine bir biçimde yapan başka bir yazarımız var mıdır bilemiyorum (Zira ben bu kısımlardan çok etkilendim). Huzur, dört bölüme ayrılarak İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz karakterleri ekseninde ilerliyor. Ön planda konu Mümtaz ve Nuran’ın aşkı olarak gözükse de, bu hikayenin gölgesinde asıl mesele vazıh oluyor. Tanpınar; müziği, mekanları ve karakterleri kullanarak batılılaşmak ve doğulu hüviyetine bağlı kalmak arasında kararsız kalmış Türk milletinin sancılarını gözler önüne seriyor. Bu sancıya bir de ikinci dünya savaşının ortaya çıkma ihtimalinin getirdiği karamsar ve çaresiz ruh hali eklenince, karşımızda tam bir huzursuzluk sahnesi peydahlanıyor. Bir yanda şarklı kimliğinin kaybolmasını istemeyen İhsan, bir yanda tamamiyle batılılaşılması gerektiğini savunan Suat ve diğer yanda bu iki düşünce arasında kalmış bir Mümtaz karakteri var. Nuran'ı da unutmamak gerek tabii. Bu karakterlerin birbirleriyle olan fikir alışverişlerini, diyaloglarını okurken onlarla beraber fikir yürütmekten, farklı konular üzerine düşünmekten çok keyif aldım. Özellikle de İhsan’ın fikir belirttiği kısımları okumak beni epey düşünmeye sevk etti ve pek çok noktada kendimi onun söylemlerine katılırken ve bu satırların altını çizerken buldum. Daha önce okuduğum herhangi bir kitapta, müziği içimde bu kadar çok hissettiğimi hatırlamıyorum. Yazar birçok bölümde Türk musikisinden, makamlardan bahsediyor ve musikiyi romanın ana temalarından biri haline getiriyor. Adeta bu müzikle beraber karakterlerinin duygu ve düşüncelerini harmanlıyor. Makamlar konusunda bilgi sahibi olmadığım için bu kısımlarda yer yer sıkıldığım oldu. Ancak bir noktadan sonra kendimde bu musikiye karşı bir merak hissettim ve taktım kulaklığımı. Kulağımda Türk musikisi, Tanpınar’ın zihnimde yankılanan kelimeleri ve sahilde yüzüme hafif hafif vuran bir deniz esintisiyle okumaya devam ettim romanı. Eser o kadar ustaca yazılmış ki, elbette ki ne deniz kenarına ne de ayrı bir müziğe ihtiyaç duyuyor sizi içine çekmek ve o dönemlere götürmek için. Ancak ben yine de kitabı okurken bir yandan da hicaz makamında peşrev, ud taksimi gibi musikileri dinlemenizi tavsiye ederim. Benim açımdan okuma sürecini daha da keyifli bir hale getirmişti. Romanın akışı içerisinde kâh İstanbul sokaklarında Mümtaz ve Nuran ile beraber gezdim, kâh aşklarının girdiği çıkmazda onlarla beraber dertlendim. Mümtaz’ın onu yıllar geçse de bırakmayan ölülerinin soluğunu adeta sırtımda hissettim; takıntılarına, şu hayatta bir türlü geride bırakamadıklarına onun adına kederlendim. Suat’ın yarattığı huzursuzluğu iliklerimde hissedip belirdiği her an ondan ve etrafa yaydığı karamsarlıktan kaçmak istedim. Nuran’ın iki cenaha bölünmüş hayatını seyredip onu bir seçim yapmaya zorlamak istedim. Bazen korkaklıkla itham ettim karakterleri, bazense saplantılı olmakla. Onların hislerinde, cümlelerinde kendimden izler bulduğum her an, insanoğlu ne kadar da birbirine benzer dedim. İhsan’la sohbet etmek, Macide’nin nahif ruhunu pamuklara sarmak istedim. Hülasa ben bu kitabı okurken karakterlerle yan yanaymışım gibi hissettim ve onlarla beraber huzur arayışına girdim. Teknik olarak Ahmet Hamdi Tanpınar’dan okumuş olduğum ikinci roman olsa da, ilk kez gerçekten bir kitabını okudum desem daha doğru olur. İlk oldu ama İnşallah son olmayacak. Huzur romanının içerisinde adı pek çok kez geçmiş olmasından dolayı Mahur Beste’yi ve ününden dolayı Beş Şehir’i okumayı heyecanla bekliyorum. Bu arada Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü tekrardan okumak da isteklerim arasında tabii. Tanpınar’la henüz tanışmadıysanız siz de Huzur’un kollarına kendinizi bırakın derim. :) Sabredip buraya kadar okuyanlara da ayrıca teşekkür ederim. Başka bir kitap vesilesiyle tekrar burada buluşmak temennisiyle…
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202421,3bin okunma
·
125 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.