·360 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Temmuz 2024 00:00 ‘Kurmaca yazmak dünyayı başkalarının kulağıyla duymaktır. İster katil, ister kaçak, ister tüfek mermisi çenesini kırıp boynunu deldikten sonra omuriliğini deşmeye bir-iki dakika kala korkuluğa dayanmış bir adam, ister gözleri kapalı piyano çalan bir müzisyen, kim olursa olsun, başkasının aklında içinde olup biteni içeriden yakalayabileceğine inanma çılgınlığıdır.’
.
Bu çılgınlığı başarıyor Molina. Kendini yazarken bir yandan da Martin Luther King’i öldüren tüfeği ellerinde tutan James Earl Ray oluyor.
Bir hikaye nasıl başlar diye soruyor ve en bilinen yöntemlerden birini kullanıyor:
Şehre bir yabancı getiriyor.
Şehrimiz Lizbon, zamanımızın geçmiş,bugün ve gelecek, karakterlerimiz yazmaya çalışan bir adam ve bir kaçak~
.
İlk sayfalarda atlamaların çokluğuyla kafa karıştırıcı olabilen ama sonradan (sonunu bilmemize rağmen) keyifle okunan bir eser Uzayıp Giden Bir Gölge Gibi.
Altını çizdiğim pek çok cümlenin yanı sıra Antonio Munoz Molina’nın titizliğini-hayran olduğu isimleri (Onetti ve Bioy Casares okumak için sabırsızlanıyorum) -şeffaflığını ve bazı yerlerdeki takıntılarını çok sevdim.
.
‘Her hikaye bir son ister’ diyor Molina, hikayeyi taşıyıp, teslim ederken duyduğu hafiflik hissini de biliyoruz sanki~
Bir yabancı şehre gelir ve artık yabancı olmadığında gitmesi gerekir~
.
Murat Tanakol çevirisi, Yeşim Ercan Aydın kapak tasarımıyla ~