Palyatif Toplum, Byung-Chul Han
“Palyatif” palto ile örtmek anlamına gelir. Tıpta tedavinin mümkün olmadığı sadece acıları gidermeye yönelik durum için kullanılır.
Yazar bu isimlemeden hareketle günümüz toplumunun acıdan uzak kalmaya çalıştığı, acıyı sessize almaya çalıştığı için bir palyatif topluma dönüştüğünü ileri sürer. Acıdan kaçma hali sonucunda gerek bireysel olarak gerek toplumsal olarak bir tıkanmaya gidilmektedir. Bireysel tıkanma kişinin kendi varoluşsal kaygıları, kendi kendini sömürür hale gelmesi, yalnızlık, tükenmişlik sendromu, kronik ağrılar gibi problemler olarak ortaya çıkar. Toplumsal tıkanma ise muhalefet eksikliği, farklı fikir ve düşüncelerin ortaya çıkamaması ile toplumun dinamizmini kaybetmesidir.
Palyatif toplum acıları sessize almaya çalışır, sürekli anestezi almaktadır. Bu toplumda acı bir zayıflık olarak algılanır. Acı gizlenmeli veya giderilmelidir. Çünkü bu toplum bir beğeni toplumudur. “Like” bir ağrı kesicidir. Toplum ilaçlar yada medya yolu ile oluşan duyarsızlık sayesinde eleştiriye karşı bağışıklık kazanır. Sosyal medya ve bilgisayar oyunları da anestezikler gibi etki gösterir. Oysa acı yok olmayan şeylerdendir. Acı en büyük ağrı kesici cephaneliğiyle bile yenilmez. Durum böyle olunca acının arındırıcı etkisi unutulmuştur. Toplumsal anestezi bilgi ve düşünmeyi engeller, hakikatı baskılar. Beğenilir olan aynı zamanda ahlakidir. Eleştiri alamayan tepkisi sadece “vay be” olan toplumda ahlak ve beğeni beraber hareket eder.
Acıya düşman palyatif toplumda acı kendini kedine has sembol ile haykıramadığı için bu toplumda sesi kesilmiş köşeye itilmiş acılar artmaktadır.
Paylaşılmayan acılar bedenin ilgi ve yakınlık isteyen çığlıkları olan kronik ağrılara dönüşür. Yazar burada bir kız kardeşin kardeşinin ağrıyan bölgesine el ile dokunarak temas kurmasından bahseder. Acı ile kişi arasına bu el girmiştir. Palyatif toplumda bu el çekilmiştir, geriye kalan ilaç ve ruhsal terapi ile giderilemeyen kronik ağrılardır. Ötekinin iyileştirici elinden eksik kalmıştır palyatif toplum.
Acının sadece biyolojik bir sürece indirgenmiş olması hayatın bizzat anlamdan ayrıldığına işaret eder. Acının anlamlılığı hayatı bir anlam ufkuna oturtan bir anlatı gerektirir. Anlamsız acı ile anlamdan arındırılmış , artık anlatmayan çıplak bir hayat geriye kalmıştır. Vücutlara atılan derin kesikli resimler kişilerin katlanılmazlık derecesinde kendisiyle yüklü olduğu, narsizmin hükmü altındaki topluma işaret eder. Çizik atarak ego yükünden kurtulma çabası nafiledir. Bunlar “ SELFİLERİN KANLI ARKA YÜZLERİ” dir.
Palyatif toplum acı verecek bağlardan kaçınır. Bu toplumda acı çekmeden aşık olmak çok kolaydır. Acı olarak öteki ortadan kaybolur. Ötekini bir seks nesnesi olarak şeyleştiren aşk acı vermez.
Acı gerçekliktir. Dijitalleşme bir anestezi uygulamasıdır. Gerçekliği acı ile algılarız. Acı öz-algılamayı hassaslaştırır. Varoluş duygusunu da acıya borçluyuz. Acı ortadan kalktığında yerine koyacak bir şey ararız. Macera sporları ve riskli davranışlar kendi varlığından emin olma çabalarıdır. Anestezi altında ki topluma canlılık hissi verebilmek için daha güçlü macera sporları gibi uyaranlar gerekir.
Palyatif toplum takıntılı bir şekilde olumsuzluktan kaçar olumluya sarılır. Buda aynının üretilmesine neden olur. Palyatif toplum acıyı tıbbileştirerek ve özelleştirerek siyasetten arındırır. Yorgunluk ben yorgunluğu olduğu için apolitiktir. Bu durumda devrim, yeniye yolculuk ve tarih olmaz.
Mutluluk kişiye ait hale gelir. Kendi ruhumuzun tedavisi ile uğraşırken sosyal çarpıklıklara yol açan toplumsal ilişkileri gözden kaçırırız. Halbuki devrimin mayası birlikte hissedilen acıdır. Mutluluk dispozitifi insanları tekilleştirir toplum siyasi ve dayanışma yönlerini yitirir.
“Acı iyileştirici gücünü hiç ummadığımız bir yerde gösterir” Martin Heidegger