Emma hayaller ve gerçekler arasındaki farkı ayırt edemeyen bir kadındı. Okuduğu kitaplardaki aşklar gibi veya gittiği balodaki lüks ve eğlence dolu rindane bir hayatta mutluluğu bulacağını sanarak bunun istek ve hayalleri ile içten içe çürümeye başladı. Onun güzelliği ve bu gerçeklerden kopmuş halini fırsat bilenlerce kandırıldı ve hayatın tüm gerçekleri kalbine en derinden saplandı. Sonra tekrar bir hayale daldı. Bir gencin toyluğundan ortaya çıkan bir hayaldi bu. Ama hayat böyledir. Tüccarın da dediği gibi hayat böyledir. Hayatın gerçekleri altında ezilen Emma'nın sonu da çoğu melankoliğe benzer - sadece bencillik farkı ile- şekilde son buldu.
______________________________________
(spoiler)
Sevgi ve değer verme kavramı üstüne kendimi çok sorguladığım bir kitap oldu. Charles'ın Emma'ya olan aşırı sevgisinin Emma'yı tiksindirmesi hatta rahatsız etmesi, Rodolphe' un Emma'yı sevgi körüne çevirip bu kadar iyi kandırabilmesi, gencecik Leon'nun evli bir kadına uzunca süre deli gibi aşık olup bu duyguların sönüp gitmesi, hatta Charles'ın ilk dul eşinin kalp kırgınlığından ölüp gitmesi....
Duygular ve hayallerimiz çok güçlü. Bunlara kapılırken hayatın gerçeklerinden kopmamak dileği ile...