Latin Amerika edebiyatıyla popüler olan büyülü gerçekçilik akımı denilince aklıma hep
Marquez düşerdi. Bu kitaptan sonra aklıma düşecek kişi sayısı etti iki.
Marguez ve Allende…
Sizler ne okuyup ne gördünüz de böyle romanlar yazacak kudrete sahipsiniz diye diye 544 sayfalık kitap bir hafta olmadan bitti. Eline alan bırakamıyor. Öyle dikkat çekici , merak uyandırıcı ve akıcı. Birde Allende’nin de ilk kitabı olmasına rağmen kitabın bu başarısı da çok ayrı bir nefislik.
Biraz Yüzyıllık Yalnızlık büyülüğüyle tekrarlayan kader üzerinde üç kuşak boyunca bir ailenin hikayesini okuyoruz.
Alba (kitapta çok sevdiğim bir karakter oldu) bunu şu şekilde açıklıyor. “Bütün bu olayların rastlantısal olmadığını, daha ben doğmadan önce resmedilmiş olan kaderime uygun olarak yerleştiğini düşünüyorum.”
Gelin bakalım bu göz korkutucu durup başlayınca akıp giden romanda Allende neler anlatmış.
Yaklaşık 70 yılı konu alan , bu üç asırlık hikayeye Rosa ve Esteban ile girişi yapıyoruz. Roman ilerledikçe bir sürü farklı karakter ile tanışıp her birinin hikayesini ,aşklarını , kırgınlıklarını , küskünlüklerini okuyoruz. Allende, her karakterin hayat hikayesini öyle doyurucu işliyor ki aklımızda hiçbir soru işareti ve yaşanılanlar arası da hiçbir boşluk kalmadan hikayeyi tamamlıyoruz.
Kitabın sonlarına doğru Şili’deki siyasi durumun ve yönetim şeklinin de değiştiğini uzun uzadıya yıkımlarıyla görüp kitabı bitiriyoruz. Allende , bu sene okuduğum en iyi yazarlar arasında yerini alırken ben de gidip diğer kitaplarını da kitaplığıma eklemeye.