Gönderi

İvan İlyiç’in Ölümü Eseri Üzerine Soruşturma
8/10
·83 syf.··
2024 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2024 20:43
Eser, ölüm olgusunun bireysel bağlamda deneyimlenene kadar aslında içi hiç de doldurulmamış bir kovuk olduğunu okuyucuya hissettiriyor. Ölüm hayatın bir gerçeğidir, zaman zaman çevremizden birilerinin öldüğünü duyarız yahut bir yakınımızı kaybederiz. Dünyaya gelişimizden itibaren herkesin bir gün öleceği bilinciyle yaşarız, lakin günün birinde kendimizi ölüm döşeğinde bulduğumuzda durumu kabullenmekte güçlük yaşarız. İvan İlyiç’in de hikâyesi böyledir. Kitapta klasik tümdengelim önermesi görürüz: “Gaius insandır, insanlar ölümlüdür, o zaman Gaius da ölümlüdür.” Bu doğru bir önermedir ve İvan İlyiç de bunu kabul etmektedir, lakin zihninde hayatı boyunca bunun sadece Gaius bağlamında bir önerme olduğunu düşünmüştü. Sıra kendisine geldiğinde ve yakın zamanda ölecek olduğunda kendine sorar: “Bütün bunlar niye? Madem ölecektim, neden bunca şey yaşadım? Madem sonunda ölecektim, neden bunca acılar çektim?” Gaius elbette ölebilirdi, keza sıradan bir insandı; herhangi bir insandı o. Fakat öte yandan İvan İlyiç, biricik ve tek olan kendisiydi; kendisi nasıl diğer insanlar gibi ölürdü? Çevresindeki insanların, ailesinin ölümü kabullenmesi ve onun ölmesini beklemeleri ne kadar saçmaydı? Ölen kendileri değildi neticede... İvan İlyiç’in yaşadığı duygu bunalımları, kitabın başında öylesine güzel ilerleyen; birbirini takip eden şansların, ekonomik gelişmenin, nüfuzun artması ufak bir illet ile ansızın önemsiz şeyler hâline gelmişti onun için. Makam mevkii için harcadığı hayat, hiç emek vermemişçesine sıradan bir insanın hayatı gibi yitip gitmeye yüz tutmuştu. Son nefesini vermeye yakın İvan İlyiç, kendi içinde bir aydınlanma yaşar “Yaşadığım hayat, gerçekten de yaşamam gereken hayat mıydı?” Diye sorar kendine. İlk başta bu soruya karşı içsel bir çatışmaya girer, kabullenmek istemez. Fakat sonrasında nasıl bir hayat yaşadığını fark eder. O zenginlere benzemeye çalışan ancak sadece birbirine benzeyen o tabakanın içinde; hayatın makamlar, iş yeri, kart oyunları ile dolu bir yer gibi gören birçok insandan; sıradan insanlardan biriydi yalnızca. Hayatının hiçbir özel ânı ve özel bir değeri yoktu. Bu kitap, aslında Tolstoy’un içsel sorgulamalarını ve hayatının izlerini bize güzel yansıtıyor. Gerek İvan İlyiç’in karısıyla olan ilişkisi, karısının ölçüsüzlüğe ve Dünya mâlına verdiği değer; dolayında İvan İlyiç’in kendisinin de verdiği değerin ne kadar boş olduğu üzerine düşünceleri direkt olarak Tolstoy’un hayatından bize aktarılmıştır. Bunun üzerine, hayatın ve ölümün anlamı üzerine yapılan derinlemesine sorgulamalar ve bunun neticesinde Tolstoy’un da dine yönelmesi, aslında bu olay zincirinin bir parçasıdır. Bu eser her yönüyle içinde özel parçalar barındırıyor. 3 sene önce okumuş olarak şimdi yine okudum ve esere bambaşka bir gözle baktım. Özellikle Tolstoy’un yaşantısıyla bağdaştırdığımızda, eser bir başka anlamlı geliyor. Şahsen kendileri Tolstoy’un en sevdiğim kitabıdır.
Edebiyat
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
·
170 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.